"Ağrım olsa bağıramam, aslan görsem kaçamam, kuyruğu ne de tatlı dersiniz ama avcı vurunca afiyetle yersiniz, çok da üşüdüm, kürkümü geri verseniz.. Tavşanım ben, keşke dostum olsan sen.." (Tawşi)

29 Temmuz 2013 Pazartesi

TAWŞİ ve MILKY TATİLE GİDİYOR! :D






                  İşte yılın beklenen anı :D  Bu perşembe Allah kısmet ederse Tawşi, Milky ve ben tatile gidiyoruz. Junior Hacı ise 4 gün sonra gelecek. Bu sene daha çok fotoğraf çekeceğim, özellikle iki tavşanın tatlı tatil fotoğraflarını şimdiden gözümde canlandırabiliyorum :D Yine otobüsle 11 saat sürecek bir yolculuk yapacağız, tabi şoför basarsa bazen 6 saate de inebiliyor, şaka gibi :)  Başbakanımız sağolsun tabi ki kaçak bineceğiz. En heyecanlı kısmı da burası :) Herkesin arabası olmak zorunda değil, arabayla tatile gitmek zorunda değil, hayvanlarını terk edip tatile gitmek zorunda değil.. 
                      Teyzem ile Milky kız ilk kez tanışacak, bu yüzden ayrıca heyecanlıyım. Bu arada ücretsiz köpek isteyen olursa hazırladığım diğer blogta ve teyzemin petarkadaş adresi "Dihayko"dan köpek ilanlarına ulaşabilirsiniz. Yazlığımız tam bir kedi ve köpek barınağı modunda olduğu için istediğiniz her cins canlı mevcuttur :) Çıtır kirpileri ise lütfen istemeyin, onlar bahçemizin kıdemli ailesidir, bilhassa  dedemin ektiği organik bahçe üzümüyle besliyoruz :D



















































VETERİNERLERE DUYURU!




          İstanbul'da oturan biri olarak tavşandan anlayan veterinerlerin ne kadar az olduğunu biliyorum. Tüm veterinerler kedi, köpek veya büyükbaş üzerine çalışıyor. Evet kedi ve köpek daha çok besleniyor, büyükbaşlar ise tüketim alanıdan dolayı tercih ediliyor ama bu tavşancıklara yazık değil mi? Bazen herşey para değildir, ben bloğa ne reklam aldım ne de karşılığında biryerden para alıyorum. Siz veterinerlerin yüzünden bu bloğu açma noktasına geldim çünkü insanlar tavşanlar konusunda bilgisiz, veterinerler onlardan daha içler acısı durumda. Olan tavşanlara oluyor, ölüyorlar. 
          Bir tanıdığımın dişi tavşanı bile Zeytinburnu'nda meşhur bir veteriner kliniğinde kısırlaştırma yapılırken narkoz dozu ayarlanamadığından ölmüş. Ben İstanbul'da Avcılar'daki İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi dışında bir yere güvenemiyorum. Siz veterinerler, lütfen biraz tavşan konusu üzerine eğilin, tamam yine kedi köpekle de uğraşın ama bari hastalıklarından filan anlayın, biri koşarak size kötüleşmiş tavşanını getirdiğinde "Ben tavşandan anlamam ki!" demeyin yahu, kabzımala mı gidelim?
             Bir tavşan kliniği açıp, başına da tavşandan anlayan değerli veterinerleri getirmeyi çok isterdim. 

LÜTFEN TAVŞAN BESLEMEYİN!







           Burası bir tavşan bloğu, o ne biçim başlık diyorsanız, evet doğru, burası bir tavşan bloğu ama gözlemlediğim şeyler var:

1) Hergün birsürü yeni ilan görüyorum :"Tavşanıma bakmama ailem artık izin vermiyor, üzülerek ayrılacağım."

2) 6 adet yeni Hollanda Lop Tavşanı yavrum "ücretsiz" sahiplendirilecek (Telefon açınca tanesi 250 TL'den başlıyor)

3) Alerjim var, koku yapıyor, yurtdışına gideceğim, taşınacağım, hamileyim, site istemiyor türünde bahaneler üreterek tavşandan kurtulmak isteyen yetişkinler. (Hadi hamilesin, bu tavşan önceden senin bebeğin değil miydi, sen ne biçim bir anne adayısın, sen yakında kendi çocuğunu da terkedersin!)

4) Yaban tavşanlarımı sahiplendireceğim, sayıları 100'e yaklaştı ilgilenemiyorum (Yaban tavşanının senin evinde ne işi var, doğadan niye koparırsın, kopardıysan neden bilinçsiz üretiyorsun?)

5) Elimde 200 adet kafesli Ankara tavşanı var, yünleri için üretiyordum ama iflas ettim, çiftliği kapatıyorum, satılıklar. (Annenin karnından tavşan yünüyle çıktın sanki! Normal mont giy be adam!)


           Ve daha niceleri.. Sizlere sesleniyorum! Tavşanlar sizin oyuncaklarınız değil, onlar doğanın, ekosistemin birer parçasıdır, bu hayvanlara bakamayacaksanız almayın, zaten parayla hayvan ticareti yapılmasına karşıyım, onlar mal değil. Bir de alıyorsunuz, bakamıyorsunuz, ne internetten araştırıyorsunuz, ne veterinere danışıyorsunuz. Önüne iki yaprak marul koymakla tavşan beslenmez, bu devirde hala tavşan su içer mi diye gelip soru soruyorsunuz bana, lütfen onlara eziyet etmeyin, bakamayacaksanız neden alıyorsunuz. Sonra Tawşi ve Milky gibi terkedilmiş tavşanlar oluyor etrafta.. Ya onlar yine tavşandan anlamayan ve hiç ilgilenmeyen insanların eline geçerse? 

28 Temmuz 2013 Pazar

HUNİ KAFA MİLKY




         Milky bu perşembe kısırlaştırıldığı için kendine plastik yakalık takıldı ve Milky tam bir huni kafaya döndü :D Böyle gerçekten de çok şeker ve masum duruyor, yakalığını sadece yemek yerken ve ara sıra su içsin diye çıkarıyorum. Böylece dikişlerini kıtlamıyor. Tabi üst üste uğraştığı zaman iki ön patisiyle çıkarmayı beceriyor. Maymun gibi maaşallah :))
         Bir de beni kandırma olayı var ki inanılmaz; su tasına gidip içmeye çalışıyormuş gibi yapıp bana bakıyor, ben de üzülüp hemen yakalığını çözüyorum ama bir bakıyorum meğer numaraymış, su filan içtiği yok, hoplayıp zıplayıp tüyüyor :D
         Her gece 0,2 ml. Baytril-K ile 0,5 ml. distile suyu karıştırıp iğne yapıyorum, 5 gün devam edecek. Ayrıca ağzından 2 ml. Vidoylin şurup veriyorum, bu da 3 gün sürecek (İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nce reçeteye yazılan ilaçlardır), ayrıca Baticon'lu pamuk ile karnına pansuman yapıyorum hafifçe, Milky kız yakında çok daha sağlıklı olacak :)

25 Temmuz 2013 Perşembe

MILKY KISIRLAŞTIRILDI







Bir tavşan kısırlaştırma hikayesi..



              Sabah 08.00.. Milky için en doğru kararı vermem gerek, dişi olduğu için biraz ürküyorum, sonuçta bir erkek tavşan kadar kolay olmayacak. Ama onun sağlığı için ileride iyi olacak, birçok hastalığa yakalanma olayı düşecek ve belki de ömrü uzayacak. Hemen telefon açıyorum, bana randevuya gerek yok, tavşanınızı erkenden alıp gelin, ertesi güne filan ameliyat için gün alabilirsiniz diyorlar. Birgün önce kötü bir rüya görmeme rağmen tüm cesaretimi topluyorum ve narin ponpon kuyruğumla beraber bize oldukça uzak olan Avcılar'da bulunan İstanbul Veterinerlik Fakültesi'ne doğru uzun bir yola çıkıyoruz.
             Otobüsle Zincirlikuyu'da inip Avcılar metrobüsüne biniyoruz. En son durak olduğundan rahatça uyuyabilirsiniz. Metrobüs de, otobüs de klimalı olduğu için çok mutlu oluyorum, serin serin gidiyor Milky kız, rahatsız olmadan. Ve son durak.. Yolun sağından yukarı çıkıp yine sağdaki merdivenlerden aşağı iniyoruz ama en sondaki sağ.. Aşağı inince üniversite girişi görülüyor ama sakın oraya girmeyin çünkü burası değil, uzakta görünen koyu renkli binaya gidiyoruz. Minibüs durağını da geçince 5 dakika sonra varıyoruz. Şapka takmama rağmen pişiyorum, kürklü kızım ne yapsın, kızım kürkünü Bülent Ersoy'a da verecek değil.. Neyse kocaman yazılı ana kapıyı görüyoruz ve bir kimlik verip içeri giriyoruz. Soldan aşağı yürüyoruz, bankamatikleri geçince tekrar sol yapıp en sondaki binaya yani doğum ve jinekoloji bölümüne gidiyoruz. Burası Çapa Tıp Fakültesi'nden büyük ve donanmım olarak aynı, muhteşem. Kediler köpekler yavaş yavaş dökülüyor, ellerinde taşıma kaplarıyla insanlar koşturup duruyor can derdinde..










                   Bir bey geliyor, üzerinde ameliyat kıyafetleri, profesör olduğu belli, tavşanımı ameliyat olabilmesi için karnı aç getirdiğimi ve kısırlaştırmak istediğimi söylüyorum, randevum olup olmadığını soruyor, telefondaki konuşmayı anlatıyorum ve o telefondakinin yanlış bilgi verdiğini, randevu almam gerektiğini söylüyor, çok uzak yoldan geldiğimi anlatıyorum, tavşanım nefes nefese kalmış. Önümde tan 3 ameliyat olduğu söylüyor, istersen bırakıp gidin yarın gelin diyor, ben de "Hayır ben dua edeceğim o içerdeyken, onu yalnız bırakamam." diyorum. O zaman öğleden sonraya kalır, tamam bekleyin diyor kendisi ve gidiyor. Bekleyen bayanın yanına oturuyorum, Rottweiler cinsi yaşlı köpeği içerideymiş ve 3 saat olmuş çıkmamış, meraktan çatlamak üzere, her kapı açılışında koşuyor. Kendisini biraz rahatlatmaya çalışıyorum. Milky kızı tasmasıyla çantasından dışarı çıkarıyorum, Milky'yi gören bayılıyor, çünkü insan gibi oturup ameliyat sırasını belkeyen bir tavşan daha önce görülmemiş :D  O anda fotoğraf makinemi almadığıma çok üzülüyorum. Ama olsun anlatıyorum işte.. :) Rott'a iki delik açıp tümörlerini temizlemişler, sapasağlam çıkıyor, tabi biraz uyuşuk, sedyeyle arabaya kadar götürülüyor, vedalaşıyoruz.
                Milky'yi muayene odasına alıyorlar, ben de gidiyorum. Boynunda ceviz kadar bir alan tıraş bıçağıyla tıraş ediliyor. İki kişi tuutyor, bir kişi kan almak için damarını arıyor, bulduğunda ise zorlanıyor çünkü damar sürekli sağa sola kayıyor, en sonunda bingo.. Hocası, öğrencisine ayaklarını çok iyi tutmasını yoksa tavşanın kendi ayaklarını kırabileceğini söylüyor,  ve bana dönerek yılda sadece bir tane tavşan geldiğini, öğrencilerin de bu yüzden tavşanlar hakkında çok bilgilenemediğini söylüyor. Tedirgin olsam da Milky nasıl uslu, gözlerini pörtletmiş bana bakıyor, bakışlarından şu okunuyor; "Seni evde öyle bir kıtlayacam ki!" Eyvah eyvah diyorum içimden :)  Dışarı çıkıp iki yan binadaki vezneye gidip 45 TL tahlil ve muayene ücretini ödeyip geliyorum.


Milky



                Chuhaha, Rus finosu, Alman Çoban Köpeği, sarman kedi, tekir kedi.. Ameliyat için teker teker geliyorlar. Bu sırada fakültedeki atlardan 3 tanesi özgürce dolaşmaya çıkıyor, önümden geçiyorlar, aralarında konuşuyorlar, biraz otlanıp tek sıra halinde ahırlarına yöneliyorlar. Çok alımlılar, süzüm süzüm süzülüyorlar, birer eski İngiliz yarış atı oldukları belli.. Aklıma Halis Karataş ve Turbo geliyor :D (bknz.Sihirbaz)
                    Birden bahçede kaçmaya çalışan 3 numara bir terrier ve iki şapkalı ve tatlı hanımefendi, beliriyor. Köpekleri ameliyat olacakmış Sezmiş olacak ki kaçmaya çalışıyor. En sonunda kandırıp içeri sokuyorlar ve kuçu ameliyata giriyor, beraber oturmaya başlıyoruz. Anne-kızlarmış. Milky'ye onlar da bayılıyor. Bu sırada bize jest olarak kurabiye, su ve çay geliyor ilk konuştuğum beyefendiden. Torunları kurabiye canavarı olduğunu kanıtlıyor :) Gerçekten çok tatlı insanlar ve gerçek hayvanseverler. Aynı yerde oturduğumuzu, meslektaş olduğumuzu hatta daha birçok şeyin aynı olduğunu öğrenince şaşırıp kalıyoruz. Birbirimizi daha da çok seviyoruz. Köpekleri için çok endişeliler, sürekli beraber dua ediyoruz, arada bir cerrah çıkıyor ve "Köpeğinizin içi şişmiş feci, belediyenin yaptığı ameliyatta parça unutmuşlar, çok kötü hale gelmiş zavallı, şimdi içini temizliyoruz, merak etmeyin yoksa ölürdü." diyor ve köpekleri şirin Terrier Cici sapasağlam çıkıyor hem de nasıl, bir Mısır kraliçesi gibi adeta, ayık durumda sedye üzerinde o kadar tatlı ki.. Milky ile onları da uğurluyoruz ve sıra bize geliyor.  Ben hemen istenen ilaçları gidip vezne yanındaki eczaneden alıyorum, toplam 86 TL tutuyor. Sonra ameliyatta birşey olursa diye kağıt imzalatıyorlar, mecburen imzalıyorum. Milky kızı çantasıyla beraber içeri alıyorlar. Dua ederek el sallıyorum ona.. Ama soğukkanlıyım, o kadar köpek taş gibi çıktı, antremanlıyım :)  Bol bol dua ediyorum. Sonra şu anki yazımda neler yazacağıma orada karar veriyorum ve orada kaleme almaya başlıyorum. İlk konuştuğum bey sürekli gelip durumu hakkında bilgi veriyor. İçim rahatlıyor; "Sizden bloğumda bahsedeceğim ve kısırlaştırma için herkesi buraya yönlendireceğim, isminiz nedir?" diye soruyorum. Kendisi bana kartını veriyor, bir de bakıyorum ki "Prof. Dr. Ragıp Kılıçarslan (Klinik Bilimleri Bölüm Başkanı)" yazıyor. Yani anabilim dalı başkanı.. O an lisedeki müdür misali hazır ola geçiyorum :D
                       Annem de meraktan çatlamış, sürekli arayıp öğretmen olarak çalıştığı okuldan soruyor ders arasında. Ve iyi haber 1 saat sonra geliyor; "Ameliyat bitti, Milky kıza serum veriliyor, kendine gelince getireceğiz."  Allah'a şükrediyorum. İşte profesyönellik bu.. Kızıma birşey olamadan yanıma geliyor, cin gibi, hareketlenmiş, kafasında diğer köpekler gibi ama minnacık hunisi de var :D Zaten korkum yoktu oraya gittikten sonra.. Hemen yanıma Ragıp Bey, Esra Hanım gelip neler yapacağımı söylüyorlar; "İlaçları bu torbada, siz 5 gün boyunca Boytril-K ve saf su ampülünü karıştırıp deri altına enjekte edin ama hergün aynı saatte olmalı, ayrıca 3 gün boyunca ağızdan Vidoylin şurup verin, bugün yarın sabaha kadar yemek yemesin, sadece su olsun önünde, yoksa kusar, verdiğimiz enjekte içindeki ile de karnını dezenfekte edin, yemek yemeğe başladığında ise boyunluğunu geçici olarak çıkarın, sonra hemen yine takın, asla yarasına dokunmasın ve hep temiz yerde kalsın, bu kadar, 5 gün sonra tekrar gelin, dikişler alınacak, geçmiş olsun."






                     Aklıma Milky'yi bana veren Aysun Hanım geliyor, onun dişi tavşanı Toprak, Zeytinburnu Veteriner Kliniği'nde kısırlaştırılırken narkoz tam ayarlanamadığından ölmüştü. Keşke diyorum buraya gelseydiniz Aysun Hanım :(
                  Herkese sonsuz teşekkür edip, kapıdan kimliğimizi alıp dostumla yine yola çıkıyoruz. Hepsi çok iyi insanlar ve hayvanları ne kadar sevdikleri gözlerinden belli oluyor, cerrahlar köpekleri birebir gezdirip bahçede tuvaletlerini yaptırıp öyle ameliyata alıyor, iletişimleri süper. Ben ise yolda metrobüs durağına yürürken tüylüşüm huni kafalıyı sarsmamaya dikkat ediyorum. Şu an Milky kız hunisinin içinde çok şeker gözüküyor, etrafa çarpmasın ve dinlensin diye bir kafesin içine koydum şimdiliki o da halinden memnun gözüküyor. Bu arada Junior, Milky'nin hunisini kıskanmaz mı.. Of of..
                  Size tavsiyem, İstanbul'da oturuyorsanız mutlaka tavşanınızı burada kısırlaştırın. Profesyönel ortamda, profesyönel kişilerle yapılan iş ortada.. Fiyatı da gayet uygun. Dostunuzun canından kıymetli mi yahu?  Üstelik artık İstanbullular'ın da bir tavşan profesörü var, aslında bir de denemez, oradaki herkes bir tavşan uzmanı :D Cennette gibiydik :) Bir an bile şüpheye kapılmayın ve tavşanınızı güvenilir ellere teslim edin:


İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Hastanesi

http://www.veteriner.istanbul.edu.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=188:hastane-ve-klinik&catid=107:hastane-ve-klinik&Itemid=616
                           
               
Prof. Dr. Ragıp Kılıçarslan
(Klinik Bilimleri Bölüm Başkanı)