"Ağrım olsa bağıramam, aslan görsem kaçamam, kuyruğu ne de tatlı dersiniz ama avcı vurunca afiyetle yersiniz, çok da üşüdüm, kürkümü geri verseniz.. Tavşanım ben, keşke dostum olsan sen.." (Tawşi)

12 Şubat 2014 Çarşamba

KARDEŞ SİTE; YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK



                  Bu hafta tanıtacağımız kardeş sitemiz; Yeryüzüne Özgürlük (Freedom to Earth). Sitenin normal sayfasını tanıtmıştık, bu seferki ise Facebook sayfası. İçiniz cız etse de adrese bakmanızı rica ediyorum, böylece insan kılığındaki kişilerin diğer canlılara neler yaptığını göreceksiniz;

https://www.facebook.com/yeryuzuneozgurluk/photos_stream




Air France şirketi, birçok havayolu şirketinin laboratuar hayvanı taşımacılığını bırakmasına rağmen bu işi hala bırakmamış!


Air France ile deneye götürülen bir maymunun beyninin patlatılması!




                     İnsanlar sadece bebekken süte ihtiyaç duyarlar, o da kendi annelerinin sütünedir. Büyüdükten sonra içilen süt insanlarda kemik erimesi yapar, yani süt endüstrisi koca bir yalandır!

                   Anne inekler için yavrularının doğumdan kısa bir süre sonra kendilerinden alınması kesinlikle stres yaratan bir şey, zaten hayvanların yüksek sesle ağlamasının sebebi de tam olarak bu.Burada göz ardı edilen şey, süt üretmek için süt sığırlarının doğum yapmak zorunda olduğu gerçeği; onların sütlerini çaldığımız için, yavruların da ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu yavrular doğduktan kısa süre sonra annelerinden koparılıyor ve yalnızca kendileri için yapılan anne sütünü içmek yerine yalancı meme ile besleniyorlar. Başka türlü anneleri tarafından beslenmek ve büyütülmenin keyfini sürmek gibi bir şansları yok. Tam tersine doğum sonrası ilk haftalarını buzağı kasaları ya da kapalı bölmelerinde tek başlarına geçiriyorlar. Dişi buzağılar annelerinin peşinden gidip onların yerlerini almak üzere yetiştirilecekler, bu arada erkek buzağıları daha üzücü bir kader bekliyor: bu yavrular veal eti/buzağı-dana eti olmak üzere satılacaklar; çünkü başka bir değerleri yok. Buzağıları satarak süt endüstrisi aslında atık olarak başa çıkmak zorunda kalacağı şeylerden çıkar elde etmiş oluyor. İstediğimiz kadar boykot edelim, süt ürünleri tüketilmeye devam ettikçe bunun hiçbir faydası olmayacak. Anneler, bir sene kadar süt ürettikten sonra yeniden gebe bırakılırlar. Böylece bütün süreç bir daha başlar ve hayvanların vücudu tükenene dek tekrar edilir. Bu olay inekler beş yaşındayken yaşanıyor, normal ömürlerinden 20 sene kadar az bir zaman yani- ve bu noktaya ulaştıklarında mezbahaya satılıyorlar. Bu durum sadece ABD’de yaklaşık 9 milyon süt sığırının tekrar tekrar yaşadığı moral bozucu bir gerçek, ve meselenin bu hayvanların ne tür mekânlarda tutulduklarıyla, bu yerlerin küçük çiftlikler ya da büyük fabrika çiftlikleri olmasıyla bir ilgisi yok. Tek fark, orada yaşayan insanların duyduğu seslerin çok rahatsız edici olmasıydı. Süt üretiminde yaşanan süreçlerle ilgili tipik cehaletimiz, ya da vurdumduymazlığımız, süt endüstrisinin bel bağladığı bir şey. Bir yan ürün olduğu için ineklere daha az zarar veriyor olabilir ama Gary Francione’ın söylediği gibi “ Bir bardak sütün içinde bir kilo etten daha fazla acı ve ızdırap var”. (Alicia Graef)



Tayland'ta hindistancevizi toplamak için makak maymunları eğitilip köleleştiriliyor ve ömür boyu bir tasmayla hindistancevizi toplamak zorunda kalıyorlar. Bir maymum günde 700-1000 adet hindistancevizi toplayabiliyor. 




      Palm yağı yüzünden Kahvaltıda yediğiniz NUTELLA orangutan, Sumatra kaplanı, Asya gergedanı, Sumatra gergedanı, Sun Bear, Pigme Fil, Bulutlu Pars ve Uzun Burunlu Maymunu öldürüyor. Borneo ve Sumatra dünyanın biyo çeşitlilik bakımından en zengin ve orangutanlar da dahil, nesli hızla tükenmekte olan türleri barındıran iki bölgesidir. Endonezya ve Malezya’da saatte 300 futbol sahası büyüklüğündeki alanlar tek bir bitkisel yağın elde edilebilmesi için yok edilmektedir.



Kanada'nın fok balığı katliamını durdurmak isteyen Pamela Anderson ve arkadaşları!



Batıl inançları olan insanlar sadece hırafelere inanırlar!



Lütfen Jelibon ve şekerleme tüketmeyin, çünkü o şekerlemeler işte bu sığır ve domuz kemiklerinden üretilen jelatinden yapılıyor, kısacası iğrenç birşey yiyorsunuz!



Son bir yılda 30.000 fil, dişleri için avlandı! Son yıllarda giderek artan aslan, fil ve gergedan avlanmasındaki artıştan Vietnam, Laos, Tayland ve Çin sorumludur!



Kürk kullanmayın! Vahşete ortak olmayın!!


Kürkü için canlı canlı derisi yüzülerek öldürülmüş bir sokak köpeği!



Bu yukarıdaki avcılık belgesi, bir de ağaşıdaki sonuçlarına bakın;


Avcılık spor değil, katliamdır, aklı başında her devlet de yasaklamalıdır!


40 yıldır görünmeyen Anadolu Leoparı'nın bir bildiği varmış, görüldü ve öldürüldü!


Konya Ereğli'de hiçbir suç işlememişken öldürülüp elektrik direğine bağlanan kurt! 



Antalya'da avcılarca öldürülüp yol kenarındaki kazığa oturtulan tilki! O avcılar inşallah öbür tarafta benzerini yaşayacaklar! 



Amerikalı sunucu sürekli nesli tükenmekte olan hayvanları Afrika'da büyük paralar karşılığında avlıyor!


Av ödlekliktir! 



Ugg botların gerçeği koyun derisinden, sahteleri köpek derisinden yapılıyor, Ugg giymeyin! 


Ugg'dan geriye kalanlar!





Pi filminin çekimlerinde gerçek bir kaplan okyanusa atıldı, kaplan neredeyse boğuluyordu, son anda kurtarıldı! 

                                        Hayvanlar filmlerde bu şeklide kullanılmamalıdır!



Karayip Korsanları filmindeki denizaltındaki patlamada yüzlerce canlı öldürülmüştür!


Ben-Hur filminin çekimlerinde 100 at telef olmuştur!


BQO dizisi çekimlerinin başında 3 at telef olmuştur!


Bu maymun film setinde taşınırken ezilerek ölmüştür!



                Kanal D'nin "Cinayet" adlı dizisindeki bir bölümde bu sahne ekrana geldi, bir köpeğin öldürülüp gömülüşünü gösteriyordu, köpeğin iğneyle geçici süre ile uyutulduğu, daha sonra ise maket kullanıldığı açıklandı. Kısacası bu köpeğin akıbeti belli değildir! Dizi yayından derhal kaldırılmalıdır!




         20 Ağustos 1994’te Honolulu şehri sirk gösterisini izliyordu; sirkte 20 yaşında bir fil vardı, adı Tyke’tı. Fil işvereninden, Hawthorn şirketinden artık bezmişti.Eğlence parklarına ya da sirklere çıkmaktan yorulmuştu. Tehlikeli çalışma koşullarından yorulmuştu: rutin dayaklardan, tedavi edilmeyen yara ve berelerde, sürekli seyahat etmekten yorulmuştu. Artık yemeğin olmamasından ya da yemeğin kötü olmasından bezmişti. Sağlığının önemsenmemesinden, sağlık önlemlerinin olmamasından bezmişti. Ama esas olarak, her gün sirke çıkmaktan bezmişti. Daha bir yıl önce Tyke Altoona, Pennsylvania’da sahneden kaçmış, binanın kapılarını kırmıştı. Üç ay sonra Minot, Dakota’da gösteri sırasında terbiyecisini ezmiş ve ortadan kaybolmuştu. Her iki olayda da terbiyeciler Tyke’ı sakinleştirmeyi başardılar. Ama Honolulu’da Tyke’ın sabrı taşmıştı. Yüzlerce izleyicinin gözü önünde Tyke terbiyecisini öldürdü, bakıcısını yaraladı, sokağa kaçtı. Sokakta Tyke bir palyaçoyu ayaklarının altına aldı ve sirkte çalışan bir adamı ezdi. Polis hiç zaman kaybetmedi. File 89 el ateş edildi. 1993 yılında Honolulu polisi gene böyle kalın derili söz dinlemez bir hayvanı vurarak öldürmüştü. Ancak bazı okurların düşüncesinin tam tersine Tyke’ın o günkü eylemi hiç bir şekilde boşu gitmedi. Aslında şehre, devlete ve Hawthorn Şirketine yüzlerce dava açıldı. Halk nezdinde tartışmalar başladı. Sirk konusunda düşünmeyen bir çok insan eylemlere katılmaya başladı. Hayvan hakları kuruluşları destek gördü. Büyük tepki oldu. Protestolar ve boykotlar yaşandı. ABD Tarım Bakanlığı (endüstriyi denetleyen bakanlık) daha ciddi yaptırımlar uygulanması, daha ihtiyaylı davranılması ve cezaların artırılması konusunda uyarılmış oldu. 1994’te federal hükümet Hawthorn’un sahibi John Cueno Jr.’ın sirkindeki 16 file el koydu. Tyke’ın o Ağustos günü gösterdiği direniş toplumsal değişimin gelişmesine destek oldu. Tyke tarih yazdı.



30 Mart'ta polisi halka biber gazı sıktırarak demokratik hakkını elinden alan siyasetçiyi unutmayın! Onun sayesinde yüzlerce köpek, kedi ve kuş gazdan zehirlenip ölmüştür!




                                            Yavru Geyik Avlayan AKP'li Bir Belediye Başkanı



     “ANTALYA’nın turistik beldesi Belek Belediye Başkanı Ak Partili Yusuf Mecek’in, Denizli’nin Çivril İlçesi’nde kaçak geyik avı yaptığı ve gözaltına alındığı iddia edildi. İhbar üzerine Başkan Mecek ve üç arkadaşının bulunduğu otomobili durduran jandarma, otomobilde yaralı bir yavru geyik ve ruhsatlı 3 av tüfeği buldu. Yaralı geyiği tedavi için Antalya’ya götürdüklerini savunan 4 kişiye toplam 18 bin 996 TL para cezası kesildi, tüfeklerine de el konuldu. Başkan Yusuf Mecek ise olayın kendisiyle hiç bir ilgisinin bulunmadığını söyledi. Çivril İlçesi Akdağ, Ortatepe yangın gözetleme kulesinde görevli orman muhafaza memuru, dün saat 21.00 sıralarında 4 kişilik bir grubun kaçak avlandığı ihbarında bulundu. Bu kişileri takibe alan jandarma, 07 BLK 07 plakalı otomobili Kavakalanı Köyü yakınlarında durdurdu. Araç içinde yaralı bir kızıl geyik yavrusu ile ruhsatlı üç av tüfeği bulundu. Bunun üzerine otomobildeki İsmail Giliğ (39), Muhittin Korkmaz (53), Ramazan Zorbaz (36) ve Yusuf Mecek (47) gözaltına alındı. Şüphelilerden Yusuf Mecek’in, Antalya’nın Serik İlçesi’ne bağlı Belek Beldesi Belediye Başkanı olduğu belirlendi.

“YARALI BULDUK” DEDİLER

Gözaltına alınan dört kişi ilk ifadelerinde, Afyonkarahisar’ın Sandıklı İlçesi’nden geldiklerini ve Dinar’a gitmek istediklerini, ancak ormanda yollarını kaybettiklerini belirterek av yapmadıklarını iddia etti. Araçtaki geyik yavrusunu yolda yarılı bulduklarını ve Antalya’ya dönünce tedavi ettirmek için yanlarına aldıklarını savunan dört kişi, otomobilde bulunan tüfeklerin ruhsatlı olduğunu ve sürekli araçta olduğunu söyledi. Aralarında Belediye Başkanı AK Partili Yusuf Mecek’in de bulunduğu dört kişiye kacak avlandıkları gerekçesiyle toplam 18 bin 996 TL ceza kesildi, üç av tüfeğine de el konuldu. Otomobilde ele geçirilen yavru kızıl geyik ise tedavisinin yapılması için Denizli Orman ve Su işleri Müdürlüğü’ne teslim edildi.

BAŞKAN MECEK YALANLADI

Konuyla ilgili açıklama yapan Belek Belediye Başkanı Ak Partili Yusuf Mecek, kendisinin kaçak geyik avladığı yönündeki haberleri basından okuduğunu söyledi. İddiaların asılsız olduğunu öne süren Başkan Mecek, şöyle dedi: “Basında yer alan haberleri üzgünlük ve şaşkınlık içerisinde okumaktayım. Her şeyden önce bir hayvan sever ve hayvan dostu belediye başkanı olarak, ismimin bu tarz haberlerde sırf siyaset aracı olsun diye kullanılmasına üzülmekteyim. Bahsi geçen haberin şahsımla herhangi bir ilgisinin söz konusu olması mümkün değildir. Gazeteci arkadaşlarımızın bu haberleri yaparken biraz daha araştırmacı, tarafsız ve bağımsız olmasını temenni ediyorum.”

YAVRU GEYİK ÖLDÜ

Kaçak av yaptıkları iddia edilen Antalya’nın Belek Belediye Başkanı Yusuf Mecek ve 3 arkadaşının otomobilinde bulunan yaralı yavu kızılgeyiğin, tedavi için Denizli’ye getirildiği sırada yolda öldüğü bildirildi. Kaçarken yaralandığı belirtilen yavru geyiğin, Orman ve Su İşleri Müdürlüğü yetkilileri tarafından gömüleceği belirtildi.”





Akdeniz bölgesinde deniz kestaneleri öldürülerek turistik lamba yapılmaktadır!



                   Mersin'in Erdemli İlçesi'nde, sahile yüzgecine parke taşı bağlanmış olarak ölü Caretta Caretta vurdu. Arpaçbahşiş Beldesi Sahili'nde balık tutan amatör balıkçılar, yaklaşık 1.5 metre uzunluğunda 60 kilo ağırlığındaki 40 yaşlarında olan kaplumbağayı görünce şoke oldular. Yüzgecine kilit parke taşı bağlandıktan sonra denize atıldığı tahmin edilen ölü kaplumbağanın nesli tükenmekte ve koruma altına olan Caretta Caretta olduğu tespit edildi. DOHAYKO Akdeniz Bölge Temsilcisi Semih İğdigül, kaplumbağayı bu hale getirenleri vicdansız olarak nitelendirdi. İğdigül, "Hangi vicdansız bir canlının yüzgecine taş bağlayarak denize atar da ölümüne sebep olur anlamak mümkün değil, bu insanlığa sığmaz" dedi. Nesli tükenmekte olan Caretta Carettaları korumak için dünya seferber olurken, kendini bilmez kişilerce öldürülmesine sert tepki gösteren İğdigül, "Bu canları koruyalım, sık sık balıkçılarımızı denetleyelim. Öyle tahmin ediyorum ki bu canlı bir balıkçının ağına takıldı o balıkçı da sinirlenerek parke taşını bağlayıp denize attı ve boğularak öldü. Bu bir vahşilik ve vicdansızlıktır. Balıkçılar kaplumbağalarla yaşamayı öğrenmeli" diye konuştu. Caretta Caretta'yı bulan amatör balıkçılardan Arif Gökmen ise, "Kaplumbağayı taş bağlanmış halde bulduk. Kıyıya çıkarttığımızda ölmüş olduğunu gördük. Kimseye zararı olmayan bu canlıyı niçin işkence ile öldürürler?" dedi. Balıkçılardan Zeki Karabulut de, Arpaçbahşiş Belde Sahili'nin Caretta Caretta üreme alanı olduğunu kaydederek şunları söyledi: "Caretta Carettalar mayıs ayının sonuna kadar bu kumsala çıkıp yumurta bırakıyorlar. Ancak bölgedeki aşırı yapılaşmadan dolayı sahile yumurta bırakmak için gelen hayvanlar geri dönüyorlar. Kaplumbağaların yumurtalarını bırakması için yazlıkçılar sahili işgal etmesin, şezlonglar konmasın, akşamları ışıklar yakılmasın. Lütfen bu önlemler alınsın." Sahile vuran Caretta Caretta Kaplumbağası'nın ölüsü vatandaşlar tarafından açılan çukura gömüldü.




Ağaçların, hayvanların katledilmesine karşı çıkanlara "Eşkiya mısınız?" diye soran Recep Tayyip Erdoğan'a karşı: #HepimizEşkiyayız



Angora tavşanı kazakları giyiyorsunuz..


Angora Tavşanı yünü şapkaları takıyorsunuz..


Angora Tavşanı'nın ağlatılarak çığlık çığlığa elle nasıl yolunduğunu bilseniz onları giymezdiniz!


BOŞ İNANÇLAR UĞRUNA AT KATLİAMI DURDURULSUN!

 İnancın arka yüzü; At kurban edilmesi nasıl meşru görülüyor;

              Çorum’un Dodurga ilçesine bağlı Mehmet Dede Tekkesi köyünde yağmur yağması için at kurban ediliyor. Kurban edilen atların bolluk ve bereket getirdiğine inanan Mehmet Dede Tekkesi Köyü sakinleri, her yıl mayıs ayında 1394 rakımlı coğrafi adı Kızıltepe olan Dede Dağı’nda bulunan İsmail Dede Yatırı’nda at keserek tabiata kurban ediyor. Kesilen atları doğaya bırakan köylüler, bu atlar kartal, akbaba gibi yaban hayvanları tarafından yenildiği takdirde kurbanlarının kabul edildiğine inanıyor. Köylüler daha sonra koç keserek etini köydeki tüm evlere dağıtıyor. Gelenekle ilgili rivayete göre; İstanbul’da yaşayan rütbeli bir subayın uzun süre çocuğu olmaz. Kızıltepe’de yatırı bulunan İsmail Dede subayın eşinin rüyasına girerek kendisini ziyaret etmesi halinde çocuğunun olacağını söyler. Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Çorum’a ulaşan subay ve eşi, oradan da köye yaylı denilen bir at arabasıyla gelir. Köyde konuk oldukları hane sahibi subay ve eşini tırmanması oldukça zor olan İsmail Dede Yatırı’nın bulunduğu yere katırla götürür. Subayın eşi dağa çıktığında karşılaştığı manzara karşısında hayal kırıklığına uğrar çünkü karşısında basit, taşlarla çevrilmiş bir yer çıkar. O burayı yeşillikler içinde, sulu, suları çağlayan, kuşları öten bir sayfiye yeri olarak hayal etmiştir. Kadın bu beklentisini, "Ben burayı bakımlı, güzel, şenlikli bir piknik yeri gibi, manzaralı bir yer olarak hayal etmiştim" şeklinde dile getirir. Subayın eşi hiçbir dua, beddua, bir Fatiha dahi okumadan biraz aşağıya inerek katıra biner. Katıra bindiğinde, "Altındaki katır buluğ getirsin de sen doğurma emi kızım" diye bir ses duyulur. Kadın hemen katırdan inip tekrar yatırın olduğu yere koşup gelir. Taşları ısırır ama artık duası geçmez. Bu arada kadının bindiği katır doğurur. Subayın eşi pişmanlık içinde dualar eder, kurbanlar keser ama yine de çocuğu olmaz. Subayın eşiyle gelip katırın doğurmasına şahit olan köylülerin İsmail Dede’ye olan muhabbet ve itikatları daha da artar. Bu olaydan sonra yatır, "Gatırgunnadan İsmail Dede" diye anılmaya başlanır. Bu olayın hatırasını yaşatmak ve yatırı memnun etmek için her yıl at kurban edilmeye başlanır. At kurbanı, geleneksel olarak her yıl baharda mayısa doğru ya da en geç mayıs ayı çıkmadan yapılmaktadır. Kurban sunum zamanını tabiatın canlanması, Hz. Ali’nin doğum yıl dönümü hava şartları ve son zamanlarda özellikle ekonomik koşullar belirlemektedir. Yani kurbanın tarihi mevsim olarak belli, gün olarak belirsizdir. Pazardan satın alınmak suretiyle temin edilen atlar ki bunlardan biri Mehmet Dede Obruk diğeri Mehmet Dede Tekke köyü adına satın alınmıştır. Para karşılığı tutulan iki kişi tarafından sabahın erken saatlerinde üzerlerine binilmek suretiyle kurban edilecekleri Kızıltepe’ye götürülerek, Gatırgunnadan İsmail Dede Yatırı’ndan yaklaşık 50 metre aşağıda bulunan ve katırın doğurduğu rivayet edilen yerde ayakları bağlanıp yönleri kıbleye gelecek şekilde yatırılıp kurban edilirler. İki köyün kurbana katılımı at satın almak için toplanan paraya katkıda bulunmak şeklinde olmuştur. Dede Korkut’ta geçtiği şekliyle kurban edilmiş atların üzerinde uçuşan kuşları gördükçe kesilen kurbanın İsmail Dede tarafından kabul edildiğini, o yıl da bolluk ve bereket olacağına inanılır. Yöre halkının inancına göre kesilen kurbanların makbul olup olmadığı, yatır tarafından kabul edilip edilmediği, doğaya terk edilen kurbanların yabani hayvanlar tarafından yenilip yenilmemesiyle ölçülmektedir. Bu sebeple atların kesilmesinden bir hafta sonra köy muhtarı veya köy halkı tarafından birileri kurban yerine gönderilmekte ve doğaya bırakılan kurbanlar kontrol ettirilmektedir. Bunun için Mehmet Dede Tekke köy halkı kurban edecekleri atların sağlıklı olması dışında cinsiyet gözetmek gibi herhangi bir özellik aramıyor. Atların sağlıklı olması ve kendi başlarına yürüyerek kurban edilecekleri yere ulaşmaları yeterli görülüyor. Günümüzde at kurbanına birçok fonksiyon yüklenmiştir. Bunlardan birincisi bereket beklentisi ve sakınma amacıyla yönelik olan ve bunun için iki köy halkının ortaklaşa yaptığı kurban sunumudur. Kuraklık olup olmamasına bakılmaksızın her yıl tekrar edilir. Bir taraftan bereket beklentisi içerisinde olan yöre insanı, diğer taraftan yatırı Gatırgunnadan İsmail Dede’yi memnun etme amacını da gözetir. Yöre insanının, kurban kesilmediği zaman Gatırgunnadan İsmail Dede’nin köylerine afet (dolu) göndereceğine veya muhtemel afetleri önlemeyeceğine inançları tamdır. Atların kurban edilip doğaya terk edilmesi ise, bir şükür ifadesi olarak kabul edilir (Gönül Başoğlu). Kısacası Allah akıl fikir ve gerçek inanç versin, hurafelerden uzak tutsun!!




Hayvanları taşıma yasası düzenlendi!





Karadeniz'de balıkları yedikleri için yunuslar bu şekilde acımasızca avlanmaktadır, halbuki yunuslar sadece ihtitaçları kadar balık yemektedirler, asıl açgözlü olanlar insanoğludur!




       Manisa ve Denizli Organize Deri Sanayi'nin kirlettiği Gediz ve Büyük Menderes nehirlerine akıtılan kimyasallar, Bafa ve Azap göllerinden sonra Azmak nehrini de kirletti. Nehirlerdeki kimyasal zehir yüzünden balıklar kendilerini sudan dışarı atmaya çalışıyor!





En Hayvansever Belediye Başkanı ödülünü alan İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş Eyüp'te yunus ve fok gösteri parkı yani bir eziyet parkı açılışındaydı!!


İzmir Karaburun'da bulunan balık çiftlikleri yüzünden hergün birçok yunus öldürülmeltedir!!



Gösteri merkezinde bir yunus öldürüldü
         Kemer'deki Moonlight Yunus Parkı'nda gösteri ve terapi yapmaya zorlanan dört yunustan biri hayatını kaybetti. Yunuslara Özgürlük Platformu, ölen hasta yunusla aynı havuzu paylaşan diğer üç yunus için deniz memelisi veterinerleri tarafından sağlık taraması ve koruma talep etti. Yunusların bakımını ihmal ettiği anlaşılan tesisin de faaliyetlerinin sonlandırılması istendi. Antalya'nın Kemer ilçesinde faaliyet gösteren Kemer Moonlight Dolphinarium'da (Ayışığı Yunus Parkı) afalina türü bir gösteri yunusunun Ağustos'un ikinci haftasında öldüğü öğrenildi. Kemer Gözcü gazetesinin 13 Ağustos 2013 tarihli, “Yunus Gösteri Merkezi'nin Mührü Açıldı” başlıklı haberini kaynak gösteren ve Türkiye'de gösteri amacıyla tesislerde esaret altında tutulan yunusların özgürlüğüne kavuşması amacıyla kampanyalar düzenleyen Yunuslara Özgürlük Platformu, yunusun ölüm nedeninin uzman deniz memelisi veterinerlerince tespit edilmesini ve ölen yunusla aynı havuzu paylaştığı için bulaşıcı hastalık olasılığı nedeniyle büyük risk altında olan diğer üç yunusun sağlık kontrolünden geçirilerek Hayvanları Koruma Kanunu'nun 24. maddesi gereğince ilgili bakanlıklar tarafından özel bir alanda koruma altına alınmasını talep etti. Platform, aynı zamanda yunusların bakımını ihmal ettiği ve terapi seansları adı altında insanlarla yüzme programı düzenleyerek kamu sağlığını da riske attığı anlaşılan Kemer'deki Moonlight Yunus Gösteri Merkezi'nin faaliyetlerinin de sonlandırılmasını talep etti. "Sağlıklı denilen yunuslardan biri iki ay sonra öldü"Sınırları dahilindeki beş yunus parkı ile Antalya'nın Türkiye'de en fazla yunus gösteri merkezi bulunduran illerden biri olduğunu belirten Yunuslara Özgürlük Platformu sözcüsü Öykü Yağcı, 2010 yılının Şubat ayında Antalya'nın Alanya ilçesindeki Sealanya Yunus Gösteri Merkezi'nde de dört yunusun art arda öldüğünü, fakat yapılan sayısız resmi başvurulara rağmen tesisin hiçbir hukuki yaptırımla karşılaşmadığını hatırlatarak şunları söyledi:"Yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ile birlikte yürüttüğümüz mücadele sonunda Kaş Yunus Parkı'nın Nisan sonunda fiilen kapatılması sonrasında burada bulunan iki yunus gizlice Kemer'deki yunus parkına taşınmıştı. Ancak bu yunusların son derece sağlıksız ve bitkin olması, dişlerinin de büyük oranda tahribata uğramış olması nedeniyle Mayıs başında duyarlı vatandaşlarla birlikte uzman deniz memelisi veterinerleri tarafından yunuslara sağlık kontrolü yapılması ve özel bir deniz memelisi rehabilitasyon merkezi oluşturularak yunusların koruma altına alınması talebinde bulunmuştuk. Haziran'da İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü'nden gelen ve deniz memelisi uzmanı olmayan veterinerler tarafından hazırlanan raporda ise, yunusların sağlıklarının son derece iyi olduğu, havuz suyunun da uygun olduğu belirtilmişti. Hiçbir havuz veya deniz kafesi, yunuslar ve deniz memelileri için zaten 'uygun' olamazken, şimdi de sağlıklı olduğu söylenen Kemer'deki dört yunustan birinin öldüğünü öğreniyoruz. Ölen yunusun ise Kaş'tan getirilen yunuslardan biri olması ihtimali çok yüksek. Diğer yunusların sağlığı ile birlikte kamu sağlığı da tehlike altında olduğundan yunuslar için koruma taleplerimizi resmi başvurularla yineliyor ve Kemer'deki yunus parkının faaliyetlerinin acilen sonlandırılmasını talep ediyoruz."



Bursa'da ayı istasyonu için toplanan ayılar..


Zonguldak'ta bulunan üç günlük ayı yavrusuna devlet bakacak. Sadece yarım kilo ağırlığında olan yavrunun annesi bulunamadığı için Sinop'ta, Orman Mühendisi Fatma Karahan tarafından evinde bakılacak. Ayı yavrusu, manda ve keçi sütüyle beslenecek. 6 ay sonra da Bursa Karacabey'deki Ayı İstasyonu'na götürülecek.Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Sinop Bölge Müdürlüğü, üç günlük ayı yavrusunu, sağlık durumu normale döndükten sonra Sinop'a nakledecek. Bölge Müdürü Oğuz Beyazıt, öncelikle anne ayıyı bulmak için bölgede inceleme yapıldığını ancak annenin bulunamadığını söyledi. Beyazıt, "Muhtemelen anne yol kenarında doğum yapmış; belki bir kamyon bir araba gürültüsünden ürküp, yavrusunu da bırakıp kaçmış" dedi. "Anne belki vurulmuş; belki yaralı ya da ölmüş olamaz mı" sorumuza Beyazıt, "Hayır, eğer biri tarafından vurulsaydı ya da bir başka saldırı nedeniyle yaralı ya da ölü olsaydı buna dair izler olurdu. Ancak çevrede kan, boğuşma gibi herhangi bir iz bulunamadı. Dolayısıyla ayının kendisinin kaçtığını düşünüyoruz" dedi.



SADECE YARIM KİLO MANDA-KEÇİ SÜTÜYLE BESLENECEK

Yavrunun yaklaşık yarım kilo olduğunu belirten Beyazıt, donma tehlikesi nedeniyle ayaklarında da sorunlar ortaya çıkabileceğini söyledi. Bir süre Zonguldak Şube Müdürlüğü'nde veteriner kontrolünde bakılarak, toparlanmasının sağlanacağını ifade eden Beyazıt, daha sonra Sinop'a nakledeceklerini anlattı. Sinop'ta ise yine veteriner kontrolünde Orman Mühendisi Fatma Karahan'ın evinde altı ay süreyle bakılacağını açıklayan Beyazıt, "Fatma Hanım geçen yıl da bir aylıkken bulunan yavruya bakmış, Remzi adını vermişti. 6 aylık olunca da Bursa'daki Ayı İstasyonumuza göndermiştik. Şimdi bu yavruyu da Sinop'ta baktıktan sonra Karacabey'e göndereceğiz" dedi. Beyazıt, yavrunun ayı sütüne en yakın süt olan manda ya da keçi sütüyle besleneceğini belirtirken, vatandaşın kendisine inek sütü vermesi nedeniyle içmemiş olabileceğini anlattı. Beyazıt, ayakları konusunda her türlü tedavinin yapılacağını ancak sonuç vermemesi durumunda ayakların kesilmek zorunda kalınabileceğini söyledi. Ayakların kesilmesi durumunda, Bursa'daki Ayı İstasyonunda yaşamının sonuna kadar bakılacağını belirtti. Ayakları kesilmez ise Bursa yöresinde ormana bırakılacağını ifade eden Beyazıt, "Peki ama yöresi Zonguldak değil mi; orada yaşayabilir mi" sorumuza "Ayılar dayanıklı hayvanlar, ayrıca Uludağ'dan Artvin'e kadar devam eden yeşil bant aynı özellikleri içeren bir hat. Dolayısıyla türüne aykırı bir iklim değil" dedi.

NEDEN AYI İSTASYONU KURULDU?

Beyazıt, Bursa'daki ayı istasyonunun sokaklarda oynatılan ayıların kurtarılması için kurulduğunu, bu ayıların toplanarak Bursa'ya götürüldüğünü, gerekli bakımlarının yapılıp doğaya bırakıldığını, insana alışkın olanların ise orada bakılmaya devam ettiğini söyledi. Bu istasyonun daha sonra doğada bulunan yaralı ayıların ya da yavruların bakım merkezi haline geldiğini açıkladı. Kaynak: yandaş medya




Yoketmediğimiz bir onlar kalmıştı!




Cinsellik ve et tüketiminin birlikte kullanılması!




















GÜNÜN TAVŞANI



11 Şubat 2014 Salı

SEÇİM ÖNCESİ ANTİHAYVANSEVER BELEDİYE BAŞKANLARI!




               Siyasileri bir seçim telaşı aldı ki sormayın. 30 Mart'a çok az bir süre kala özellikle büyük illerin belediye başkanları sizce  ne yaptı?


Norm olarak esaret: Yunus parkları, sirkler, hayvanat bahçeleri
            "Çok değil, bundan yaklaşık altı ay önce “Sahibinden ev fiyatına satılık zürafa” manşetleri gazetelerin sayfalarını süslemiş, Ankara Orman Çiftliği Hayvanat Bahçesi’nde barınak sorunu ve hayvan popülasyonunun artması gerekçeleriyle zebradan kaplana kadar onlarca hayvan fiyat listeleriyle birlikte satışa sunulmuştu. Bir yıl önce de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hayvanat bahçesine kutup ayısı getireceğini açıklamış ve artık doğada görüntülenmesi bile zor olan, nesli tükenmekte olan bir kutup bölgesi hayvanının kurak bozkırdaki olası tutsaklığını bir anda hayatımıza sokmuştu.
Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un imzasıyla Bodrum’daki yunus gösteri merkezine verilen çalışma ruhsatında işletmenin ana faaliyet konusunun “içkili lokanta”, tali faaliyetinin ise “yunus gösteri merkezi” olması haberlerde yerini bulmuş ama ne ilginçtir ki hukukta bulamamıştı.
Garip bir şekilde bundan birkaç yıl önce, protestolar arasında kendisine “En Hayvansever Başkan” ödülü verilen İBB Başkanı Kadir Topbaş da, belediye olarak sahibi oldukları ve Ruslara birkaç on yıllığına kiraladıkları Eyüp’teki yunus gösteri merkezinin açılışı sırasında, ağzında kırmızı bir topla hazırolda bekleme pozu verdirilen yunuslarla alkışlar arasında kameralara güleç pozlar vermişti. (Öykü Yağcı)"

             Biraz da ben eklemek istiyorum;
                     AKP, 5199 Ölüm Yasası ile kedi ve köpekleri barınaklara tıkıp Avrupa ve Amerika'daki gibi öldürmek istemiş, hayvanseverlerin eylemleri üzerine bu vahşet durdurulmuştu. Peki bu sırada bu sevgili belediye başkanları ne yaptı? Kadir Topbaş ne yaptı? Melih Gökçek ne yaptı? Diğerleri ne yaptı? Cevap; hiçbirşey, sadece sustular, hatta onlar hayvanlar öldürülsün diye barınak adı altında daha geniş ölüm yuvası olan barınaklar yaptılar. Halk Recep Tayyip Erdoğan' a eylemlerde en güzel cevabı vermiştir; "Her eve 3 kedi, her eve 3 köpek!" Ben parti ayırmam, karşımdaki kişi insan olsun, demokrasi hakkımı elimden almasın, ağaç kesip yerine avm yapmak istemesin, dindarım deyip ayakkabı kutularına para zulalamaya göz yummasın, oğlunun inşaat arazilerini tehditle almasını seyretmesin, dindarım deyip hayvanları öldürmeye kalkmasın yeterli.. Bir kere de oyunuzu, tüylü dostlarımızı düşünerek verin!






10 Şubat 2014 Pazartesi

GERÇEKLERLE YÜZLEŞ; ESKİŞEHİR'DE KEDİSİNİ BIÇAKLAYIP ÖLDÜREN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ!




         Eskişehir'de, üniversite öğrencisi bir genç sahiplendiği kediyi evinde önce bıçakladığı, daha sonra da damacana ile kafasını ezerek öldürdüğü ve kedinin can çekişme görüntülerini sosyal paylaşım sitesinde yayınladığı öne sürüldü. Genç yarıyıl tatili nedeniyle gittiği memleketi Bartın'da gözaltına alınarak ifadesinin ardından serbest bırakıldı. İddiaya göre, Üniversite öğrencisi bir kafeteryada gördüğü kediyi sahiplendi. Evine götürdüğü kedinin bakımı üstlenen genç sosyal paylaşım sitesi Twitter'da kedilerle ilgili 'Bir kediyi uyurken izlemeniz lazım kesinlikle. Kabus görürse titriyorlar, uyanınca size sarılıyorlar.' tweetleri attı. Gencin son olarak bir arkadaşıyla cep telefonundan yaptığı WhatsApp görüşmesinde paylaştığı ileri sürülen, kedisinin bıçaklanmış, bağırsakları dışarı çıkmış haldeki görüntüleri sosyal medyaya yansıdı.Görüntülerin sosyal paylaşım sitelerinde yayınlanması hayvanseverleri ayağa kaldırdı. Gencin okuduğu üniversiteden de kınama açıklaması yapıldı. DHA

http://webtv.hurriyet.com.tr/2/60564/25777175/1/eskisehir-deki-vahsetin-goruntuleri.aspx

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25776787.asp


Tawşi ve Milky der ki;
       Sen ne aciz bir kişisin! İnsan demiyorum sana farkındaysan!!!  Ben bu blogta peygamberimizin kedilere nasıl önem verdiğini, insanların da nasıl sevgiyle davranması gerektiğini anlatmaya çalışırken senin gibi insanlığını kaybetmiş mahlukatlar bir anda ortaya çıkıyor! Bahçedeki sokak kedileri ölmesin diye sahiplendirmeye çalışırken bir yaratığın yaptığına bak! O kedi yerine öldürülen annen de olabilirdi, baban da, sevgilin de.. Sırf kedi diye, sırf hayvan diye, sırf korunmasız diye gücün ona mı yetiyor! Bugün kedi öldüren biri yarının en büyük cinayet işleyecek potansiyeline sahip kişisidir! Ailenin yerinde olsam seni evlatlıktan reddederdim, sevgilin olsam o kedinin intikamını alırdım, cafe sahibinin yerinde olsam dava açardım, rektörünün yerinde olsam seni okuldan tüm yasalara rağmen atardım! Ülkemizde yasalar o kadar kötü ki, en iyi ihtimal 3 ay hapis yatıp çıkacaksın! Halbuki Fransa'da Oscar kediyi yaralayanlar gibi 1 yıl hapis yatıp, 30 bin Euro da para cezası ödemelisin! Ama ne bunu yapacak siyasetçiler, ne de yargı organı var, çünkü hayvanların bu ülkede hiç değeri yok! Şimdi en ağır cezayı alabilmen için okul rektörlüğünden tüm hayvan derneği kuruluşlarına kadar bu olayı yayacağım!! 







GERÇEKLERLE YÜZLEŞ; ZÜRAFA MARIUS, ASLANLARA YEM EDİLDİ!!




                   Danimarka'nın başkenti Kopenhag'daki hayvanat bahçesinin sakinlerinden zürafa "Marius", hayvan severlerin bütün tepkilerine rağmen kesilmekten kurtulamadı. Hayvanat bahçesi yönetimi, ellerindeki zürafa sayısının arttığı ve vermeyi teklif ettikleri Avrupa'daki diğer hayvanat bahçelerinin de almadığını öne sürerek Marius'un kesileceğini açıklamıştı. 8 aylık zürafa Marius, açıklandığı gibi bugün ziyaretçilerin önünde kesilerek veteriner öğrencileri tarafından kullanıldı. Çocukların önünde yapılan işlem, hayvanat bahçesi ziyaretçilerinden yoğun ilgi gördü. Bu arada, sosyal medya üzerinden organize olan ve dünden beri işlemin durdurulması için baskı yapan hayvan severler, sabahın erken saatlerinden itibaren Frederiksberg'deki Kopenhag Hayvanat Bahçesi önünde toplandı. Çeşitli pankartlar taşıyan hayvan severler işlemin durdurulmasını ve Marius'un başka bahçeye ya da doğal alanına bırakılmasını istedi. Hayvan hakları derneklerinden OASA'nın (Organisation Against the Suffering of Animals) Başkanı Mirja Thomsen, 5-6 kuruluşun üyeleri olarak sabahın erken saatlerinden itibaren toplandıklarını belirtti. homsen, "Burada zürafalar için yer olmadığı söylenmişti ancak bu doğru değil. Ayrıca, İngiltere basını İngiltere'deki Yorkshire Yaban Hayatı Parkı'nın Marius'u alabileceğini yazdı ancak Kopenhag Hayvanat Bahçesi bu teklife 'hayır' dedi. Başka alternatifler dikkate alınmadı" şeklinde tepkisini dile getirdi. Aktivistlerle beraber Marius'un öldürülmesini protesto eden Linda Bettina Jörgensen ise "Hayvanları görmek için severek para ödememize rağmen hayvanlara bu şekilde davranıldığını görmek istemiyoruz. Eğer şimdi bizi anlamıyorlarsa biz de hayvanat bahçesini boykot ederiz. Hayvanat bahçesi çok fazla para alıyor. Hayvanların başka yerlerde yaşamına devam etmesi için sorumluluk almalı" dedi. Diğer hayvan severler de sağlıklı hayvanları önce yetiştirip sonra öldürmenin doğru olmadığını ifade ettiler. Öte yandan Danimarka basını, hayvanat bahçesi yetkililerinin sosyal medya üzerinden tehdit mesajları aldığını yazdı. Zürafanın öldürülmesi emrini veren hayvanat bahçesi direktörü Bengt Holst, ırkların karışmaması için böyle bir karar almak zorunda kaldığını anlattı. 
Ekstra Bladet Gazetesi’ne konuşan Holst, yaklaşık 1500 SMS ve e-mail mesajı aldığını söyleyerek, “Büyük bir kısmında nefret ifadeleri vardı. İçlerinden biri 'Umarım siz de feci bir şekilde ölürsünüz' yazmıştı” diye anlattı. Başka biri ise “Sizi de aslanların önüne atsınlar” diye yazmış. Diğer bir mesajda ise “Oraya gelip sizi vuracağım” tehdidi yer almış. 

http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay/79059/2/1/zurafa-marius-aslanlara-yem-oldu


Tawşi ve Milky der ki;
                Danimarka, dünyanın en modern ülkesi diye geçer genelde ama tabi biz her yıl genç erkeklerin zevk için masum yunusları öldürdüklerini biliyor ve bu ülkenin hiç d ebu kadar masum olmadığını biliyoruz. Kaldı ki bugünkü haberle artık benim için bitti. Allah o hayvanat bahçesi müdürünü o zürefadan beter etsin, o müdür de o hayvanat bahçesine birgün fazla gelsin veya aslanların kafesine düşsün ne diyeyim.. Düşünün şimdi zaten hayvanat bahçesine toptan karşıyım, hayvanlar kafeslere hapsediliyor, ömür boyu f tipi cezaevindeler ama hadi bu zulümden sonra bir zürefasınız, hayvanat bahçesind edoğuyorsunuz, hayvanat bahçesi siizn üzerinizden para akzanıyor, doğumunuz gazetelerde yer alıyor, küçük ve şirin oluşunuz birçok ziyaretçiti topluyor, siz istermiydiniz ki bir hayvanat bahçesinde doğmak? Onun kaderini zaten baştan siz belirlemişsiniz, özgürlüğünü elinden almışsınız, o canlıyı yaratan Allah, peki Allah size öldürme yetkisi de verdi mi? Siz Allah mısınız! Aslanlara verilecek başka şey kalmadı da bu zavallı ve dünyanın en zarif hayvanlarından biri olan zürefayı veriyorsunuz! Yemişim sizin kriterlerinizi! Öbür dünyada ellerimin ensesinde olacakları zalimlerin listesi gitgide kabarıyor. Ve sanırım bu öldürme hikayesi şununla bağlantılı;
http://www.radikal.com.tr/fotogaleri/cevre/para_bulunamazsa_600_hayvan_oldurulecek-1170803








GÜNÜN TAVŞANI



GERÇEKLERLE YÜZLEŞ; Oscar Kedi ve Ülkemizde Hayvan Yaralamak




           "Fransa’da 5 aylık Oscar isimli kediyi fırlatıp duvara çarpan ve yaralanmasına neden olan genç, bir yıl hapis ve 30 bin Euro para cezasına çarptırıldı.

ÇOK PİŞMANIM
          Bir süredir internette dolaşan bir video büyük tepki çekmişti. Fransa'nın’nın Marsilya kentinde bir kişi minik bir kediyi yerden yere vuruyordu. İnternette başlatılan kampanya üzerine geçen cuma yakalanan 24 yaşındaki Farid Ghilas isimli Fransız, “Bilmiyorum, niye böyle kötülük yaptım, pişmanım” dese de cezadan kurtulamadı."
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/25738353.asp
         Ama unutmayın ki Türkiye'de felçli bir kediyi öldüren genç sadece 3 ay hapis yatıp çıkmıştı!! Seçim öncesi son kez diyorum, AKP hayvanlar için ne yaptı bir düşünün, ben hatırlatayım; kedi ve köpeklerin öldürülmesi için Ölüm Yasası çıkarmaya çalıştı ama hayvanseverlerin hışmına uğradı! Hayvanı sevmeyen insanı hiç sevmez!

29 Ocak 2014 Çarşamba

İSLAM'DA ÖZEL BİR HAYVAN; KEDİ




            Yıllarca Türk halkından şöyle eziyet gördüler; Bir kap mama, bir kap su vermeyip aç ve susuz bıraktık, dondurucu karlı havalarda evimize misafir etmedik, yavrularını öldürdük, komşumuz bahçesinde besliyor diye zehirledik,  cami bahçesinde insanlar besliyorlar diye telle boğup yaktık, köpeklere timsahlara yem yaptık, işkenceci Çinliler'in öldürüp kürklerinden yaptığı eşyaları ithal edip ülkemizde sattık ve satın aldık,  bitmiş pilleri çöplere atıp ölmelerine sebep olduk,tatile giderken sokağa attık, tatilden dönerken yine sokağa attık, pet diye alıp pat diye de attık, milyarları verip satın aldık sonra bir çöp torbası gibi kapının önüne koyduk, en sevilen ırkları bir aşya gibi alıp sattık, dişilerini bir doğum makinesi gibi kullanıp devamlı yavrulatıp para kazandık yaşlanan anneyi de barınağa attık, yoldan geçene taş attık, çocuğumuzun önünden geçeni pis hayvan diye kovaladık, evin bireyi yerine koymayıp masraf ve bakımından kurtulup tatile rahat gidebilmek için alerji, astım, hamile kalma, taşınma, yurtdışına gitme gibi bahanelerle başkalarına yamadık, belediyenin yaptığı kedi evlerini baltalarla parçaladık, komşumuzunki miyavlıyor diye belediyeye şikayet ettik, tüm apartmanda imza toplayıp mahkemeye verdik, sitelere evlerde beslenemez maddesi koydurduk, evimizi kiralarken beslemeyenini aradık, tüm yemekleri israf edip çöpe attık ama onlara bir lokma ayırmadık, koskoca restoranlar, tesisler, hastaneler, klüpler, avm'ler açtık ama çıkan yemek artıklarının birini bile onlar için ayırıp vermedik, dindar takılıp ölüm yasası çıkarmak istedik, sokaklarda dolaşsınlar istemedik, hepsini barınaklara tıkıp zehirlemek istedik, doğan yavrularından ayırıp öldürdük, evden kilometrelerce uzaklara terkettik, otobanlara attık, doktorlara ve ilaçlara dünyanın tedavi parasını harcadık ama kedinin tedavi yöntemini hiçe saydık, Peygamber'imizin bir sünnetini bile örnek almadık. Öbür dünyada sonsuza kadar o ateşin içinde kim acı çekecek? Kedi değil, sen! Çünkü o kedilere eziyet eden hep sendin! Ama ahirette o kediler diğer tüm hayvanlarla dile gelip senin yaptıklarını anlatınca bir zamanlar böyle bir yazı okumuştum diyeceksin ama iş işten geçmiş olacak!


          İslam'da Özel Bir Hayvan; Kedi

İslamiyet'te kediler "temizlik" ile simgelenmiştir ve saygın bir yer edinmişlerdir. Hz. Muhammed'in bir kedi dostu olması Müslümanlar için bir övünç kaynağıdır. İşte kedilerin Müslümanlar'ın hayatındaki yerine dair bilgiler;
Kedi beslemek sünnettir. Hz. Muhammed, Uhud seferinde, ordunun önüne yavrularını emziren bir kedi çıkınca, kedinin başına ezilmemesi için bir nöbetçi dikip koca bir orduyu o kedinin etrafından dolaştırmış. Ve seferden döndüğünde o nöbetçiden kediyi istemiş ve sahiplenerek adını Müezza koymuş. Siyah beyaz bir Habeş kedisiymiş Müezza. Ağzının içinde üst damağında lekeleri varmış. Bu sık rastlanmayan damağında leke olan kedilerin Müezza'nın soyundan geldiği kabul edilir. Müezza, muhtemelen bir sokak kedisiydi ve Mekke'nin sıcak kavurucu çöl sokaklarından Hz. Muhammed'in ilgisi ile kurtulmuştu. Hz. Muhammed, kedisi Müezza'yı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Hz. Muhammed'in giysisinin ucunda uyuya kalmış. Her kedi dostu gibi uyuyan bu güzelliğe kıyamayan Hz. Muhammed, Müezza'yı uyandırmaktansa giysisinin ucunu usulca keserek kalkmayı tercih etmiş. Hz. Muhammed, kedisi Müezza içtikten sonra kapta kalan su ile abdest alacakken Sahabe-i Kiram Ebu Nuaym "Ya Resul o sudan kedi içti" deyince, Resulullah "Onlar en temiz ağıza sahiptirler." buyurmuş ve abdest almıştır. 
Daha sonra da sahabeden Kâb kızı Kebşe isimli bir hanım şöyle anlatıyor: ''Eshab-ı kiramdan kayınpederim Ebu Katade'nin abdest alması için bir kaba su koymuştum. Kedi gelip bu kaptan su içiverince Ebu Katâde biraz daha su içmesi için, kabı kedinin önüne uzattı.'' Benim kendisine hayretle baktığımı görünce, "Niye hayret ettin ey kardeşimin kızı, Resulullah efendimiz, "Kedi pis değildir, etrafınızda (evinizde) serbest dolaşsın buyurdu. Kendisi de abdest almıştı, ben de sünnet eylemekteyim." dedi (Nakleden: İmam Malik, Muvatta, Taharet[2.13]-Diğer Kaynaklar: Ebu Davud, Taharet, 1/38; Tirmizî, Taharet, 1/69; Nesaî, Taharet, 1/54; İbn Mace.Taharet, 1/32, Ayrıca bkz. Şeybanî, 90).
Ebu Bekir Vasiti hazretleri anlatır: Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir köpeğin kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim; namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. "İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir." buyurdu. 
Abdurrahman bin Sahr adlı bir sahabe (Ebu Hureyre) sokakta kalmış kedileri götürür onları yedirir severmiş. Resûl-ü Ekrem Hz. Muhammed'in bundan haberi yokmuş. Sahabelerden biri bir gün Hz. Muhammed'e söylemiş; "Pis kedileri toplayıp kulübesinde bakıyor!" demiş. Hz. Muhammed o anda bir şey söylememiş. Hz. Muhammed Ebu Hureyre'yi daha sonra sokakta görmüş, bu zât bir kedi yavrusu bulmuş. Hz. Muhammed'e sahabenin söylediğini kendisi de bildiği için Resûl-ü Ekrem Peygamberimiz bir şey söyler diye, kediyi hemen hırkasının içine saklamış. Resûllah Hz. Muhammed kendisine, hırkanın altında ne sakladın demiş. Hırkayı açmış küçük bir kedi yavrusu. Hz. Muhammed yavruyu sevmiş, okşamış, ve o zâta: "Ebu Hureyre utanma, öğün. Sen kedi babasısın." demiş. O günden sonra Abdurrahman bin Sahr'a artık Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in hitap ettiği gibi "Ebu Hureyre (Kedi babası)" hitap edilir . (Buhari: 5, 811).
Bir gün bir sohbet esnasında Resûlullah efendimiz yanındakilere: "Hubbül hırratı minel iman" Türkçesi:"Kediyi sevmek imandandır" buyurmuş. "Niçin?" diye sormuşlar. "Ebu Hureyre bilir" demiş başka bir şey söylememiştir. 
Kendisi de bir kedi dostu olan ve Peygamberimizin hadislerini aktaran Ebu Hureyre, Hz. Muhammed'in kedilerin ticari alım satımını yasaklattığını söyler. Hatta Ebu Hureyre'nin aktardığı hadislerde "Kedisini kapatıp aç bırakan bir kadının cehennemde çektiği cezadan." bahsedilir. Mesaj oldukça açıktır. Kedilere iyi muamele şarttır. Bu hadislerden dolayı çocukluğumuzda kedilerin canını acıtanlar için hep aynı şey söylenir dururdu. "Bir kediyi öldürürsen yedi cami yaptırman gerekir."
İslamiyet'teki bu gizli kedi sevgisi sebebi ile İslam ülkelerinin sokakları kedilerle doludur. Ebu Hureyre kısa sürede İslam aleminin en önemli ve en güvenilir sahabelerinden birisi oldu. Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisini çok seviyordu ve yanından ayırmıyordu. 
Hazret-i Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizin hep huzurunda ve yanında bulunduğu için, pek çok hadis-i şerif işitip rivayet etmiştir. Gece gündüz Peygamber efendimizin yanından ayrılmaz, ondan duyduğu hadisleri öğrenmeye çalışırdı. Bir gün namaz kılarken bir yılan Hz. Muhammed'e arkasından yaklaşmış ve Hz. Muhammed'i sokmaya kalkışmış. İşte tam o sıra oralardan geçen bir adam Hz. Muhammed'in zor anına yetişip kedisini yılanın üzerine salmış. Ve bilindiği üzere yılanın amansız düşmanı olan kedi, yılanı boğmuş. Yılanın zehirli ısırığından kedi sayesinde kurtulan Hz. Muhammed kedinin sırtını okşamış. O günden beridir de kediler sırt üstü yere düşmezlermiş. Bediüzzaman Said-i Nursi gibi bazı alimler kedilerin çıkardığı mırmırların "Ya (Er) Rahim, Ya (Er) Rahim" şeklinde bir dua olduğunu, kedilerin bu şekilde şükredip, zikrettiklerini söylemektedirler.
Hazret-i Ebu Hureyre anlatır: "Bir gün elbisemin içinde küçük bir kedi taşıyordum. Resulullah efendimiz beni görünce, 'Nedir bu?' diye buyurdu. Ben de; 'Kedicik!' dedim. Bunun üzerine Resulullah, "Ey Ebu Hureyre" buyurdu. Yani kediyi seven, onlara ana babalık eden kimse buyurdu."
Bir gün Ahmed Rıfâi hazretlerinin paltosunun eteğinde, kedisi gelip uyudu. Namaz vakti geldi, kediyi uyandırmaya kıyamadı. Bir süre onu şefkatle seyretti. Uyanmayacağını anlayınca Hz. Muhammed'in yaptığı gibi kedinin yattığı yeri kesip namaza gitti. Geldiğinde kedi uyanıp oradan gitmişti. Kesik parçayı paltosuna dikti.
"Eshab-ı kiram dediler ki: Ya Resulallah, hayvanlara iyilikte de, sevap var mıdır? Peygamber efendimiz, "Her canlı hayvana yapılan iyilikte sevap vardır" buyurdu." (Hadisi nakleden: Buhari)
Ebu Bekir Vasiti hazretleri anlatır: Bir gün giderken başımın üzerinde bir kuş uçmaya başladı. Dalgınlıkla kuşu yakaladım. O elimde iken, başka bir kuş daha uçuyordu. Elimdeki kuşun annesi sanarak kuşu elimden bıraktığım anda, kuş öldü. Buna çok üzüldüm. O günden sonra bende bir sıkıntı başladı ve bir sene geçmedi. Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. O zaman; "Bunun sebebi, o kuşun, senden şikâyetçi olmasıdır" buyurdu.
Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir köpeğin kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu yere vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim. Namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. "İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir." buyurdu.
Hiçbir hayvana eziyet, işkence etmek, suda boğarak veya ateşte yakarak öldürmek caiz değildir. Hayvana işkence etmek, gayrimüslim vatandaşa işkence etmekten daha büyük günahtır. Gayrimüslim vatandaşa eziyet etmek de Müslüman'a eziyet etmekten daha büyük günahtır.
Peygamberimizin eşi Hz. Aişe (r.a.) diyor ki: "Benle Resûlüllah (a.s.) Efendimiz, daha önce kedinin ağzını dokundurup su içtiği bir kaptan su alıp guslettik."
Urve bin Zübeyr, Hz. Aişe (r.a.)'dan aldığı rivayete göre şöyle demiştir: "Resûlüllah (a.s.) Efendimiz'in yanından kedi geçerken su kabını ona iyice meylettirir, kedi su içtikten sonra Efendimiz arta kalanı ile abdest alırdı."
Enes bin Malik (r.a.)'den yapılan rivayete göre, şöyle demiştir: Resûlüllah (a.s.) Efendimiz Medine'de Bathan denilen yere çıktı ve "Ya Enes! Benim için abdest suyu doldur" buyurdu. Ben de suyu doldurup hazırladım. Resûlüllah (a.s.) tabii ihtiyacını giderdikten sonra su kabına doğru gelirken bir kedi o kaptan su içmeye başlamıştı. Bunun üzerine Resûlüllah (a.s.), o su içinceye kadar durup bekledi. Sonra ben bunun (hükmünü) sorduğumda buyurdu ki: "Ya Enes! Doğrusu kedi de ev eşyasından biridir, bir şeyi kirletmez ve murdar da yapmaz..." (Hadisi Hakim el-Nişaburi, Müstedrek'te rivayet ettikten sonra, iki Şeyh'in (Buharî ve Müslim'in) şartlarına göre, sahihtir, demiştir. Aynı hadîsi az değişik bir ibareyle Darekutnî de rivayet etmiştir).
Peygamberimizin eşi Hz. Aişe (r.a.) tarafından yapılan rivayete göre Hz. Muhammed şöyle demiştir: Resûlüllah (a.s.) Efendimiz: "Şüphesiz ki kedi necis (pis) değildir, o da ev halkından bazısı gibidir" buyurdu.
İmam Şafii'ye göre, kedi su içtikten sonra arta kalanı temizdir. İmam Mâlik'e göre, kedinin artığı temizdir. İmam Ahmed bin Hanbel'e göre, kedinin artığı temizdir, onunla abdest almak mekruh değildir.
Hadîslerin ve İslam alimlerinin açık delâletinden şu hükümler anlaşılıyor:
1- Kedi necis (pis) değildir. 
2- Artığı da necis (pis) olmaz, o bakımdan arta kalan su ile abdest alınır. 
3- Kedinin su ve gıda ihtiyacını karşılamak ve bu hususta kolaylık sağlamak sünnettir.

http://www.sabah.com.tr/fotohaber/yasam/islamda-ozel-bir-hayvan-kedi?albumId=53244&tc=40&page=1














27 Ocak 2014 Pazartesi

GERÇEKLERLE YÜZLEŞ; SOĞUK HAVA VE SOKAK HAYVANLARI




          Ülkemize soğuk havalar ve kar tekrar döndü, bugün İstanbul'a sulu kar yağdı derken doğudaki sokak hayvanlarının içler acısı haline bakın;

       "Ağrı'nın Taşlıçay ilçesinde bir köpeğin uzun süre donarak ölen yavrusunu hafifçe ısırıp, yalayarak uyandırmaya çalıştığı görüldü.Taşlıçay ilçesinde bir köpek donarak ölen yavrusunu hafifçe ısırıp, yalayarak uyandırmaya çalıştı. Hava sıcaklığının sıfırın altında 5 dereceye düştüğü ilçede, Cumhuriyet Mahallesi'nde dışarıda yavrulayan ve sığınacak bir yeri olmayan dişi köpeğin beş yavrusundan biri donarak telef oldu.Anne köpek, yavrusunun hareketsiz yattığını görünce boş arazide uzun süre bekledi. Çevredeki vatandaşların müdahalesine diğer yavrularıyla beraber ölen yavrusunun başından ayrılmayan anne köpek, zaman zaman hafifçe ısırıp uyandırmaya çalışarak yaladı.Yavrusunun yanına kimseyi yaklaştırmayan anne köpek, tüm çabasına rağmen ölen yavrusunun hareket etmediğini görünce bir süre sonra diğer yavruları ile uzaklaştı. (AA)" 


İşte haberin videosu;

 http://webtv.hurriyet.com.tr/2/59885/25663529/1/donarak-olen-yavrusunun-basindan-ayrilmadi.aspx

          İstanbul'da bile kar yağdığında birçok sokak köpeği ve kedisi donarak canvermişti. Peki ne yapmalıyız; hayvanların yemek aradığı yerlere ekmek, yemek artığı, mama bırakmalıyız. Bu karda kışta bir kedi veya köoek ne bulup yiyebilir ki? Ayrıca bazılarına sıcak yuvalarımızı açıp havalar ısınana kadar geçici yuva olmalıyız. Evin küçük bir köşesini bir cana ayırmak çok güzel olabilir, hem sevaptır hem de size arkadaşlık ederler. Belediyeler de sokak hayvanlarına sık sık yemek dağıtmalıdırlar ama seçimler yüzünden hayvanlarla ilgilenen pek yok bu yüzden hayvanlarla ilgilenmeyen, onları candan saymayan, ölüm yasaları çıkaran kişilere oy yok!