"Ağrım olsa bağıramam, aslan görsem kaçamam, kuyruğu ne de tatlı dersiniz ama avcı vurunca afiyetle yersiniz, çok da üşüdüm, kürkümü geri verseniz.. Tavşanım ben, keşke dostum olsan sen.." (Tawşi)

25 Temmuz 2013 Perşembe

MILKY KISIRLAŞTIRILDI







Bir tavşan kısırlaştırma hikayesi..



              Sabah 08.00.. Milky için en doğru kararı vermem gerek, dişi olduğu için biraz ürküyorum, sonuçta bir erkek tavşan kadar kolay olmayacak. Ama onun sağlığı için ileride iyi olacak, birçok hastalığa yakalanma olayı düşecek ve belki de ömrü uzayacak. Hemen telefon açıyorum, bana randevuya gerek yok, tavşanınızı erkenden alıp gelin, ertesi güne filan ameliyat için gün alabilirsiniz diyorlar. Birgün önce kötü bir rüya görmeme rağmen tüm cesaretimi topluyorum ve narin ponpon kuyruğumla beraber bize oldukça uzak olan Avcılar'da bulunan İstanbul Veterinerlik Fakültesi'ne doğru uzun bir yola çıkıyoruz.
             Otobüsle Zincirlikuyu'da inip Avcılar metrobüsüne biniyoruz. En son durak olduğundan rahatça uyuyabilirsiniz. Metrobüs de, otobüs de klimalı olduğu için çok mutlu oluyorum, serin serin gidiyor Milky kız, rahatsız olmadan. Ve son durak.. Yolun sağından yukarı çıkıp yine sağdaki merdivenlerden aşağı iniyoruz ama en sondaki sağ.. Aşağı inince üniversite girişi görülüyor ama sakın oraya girmeyin çünkü burası değil, uzakta görünen koyu renkli binaya gidiyoruz. Minibüs durağını da geçince 5 dakika sonra varıyoruz. Şapka takmama rağmen pişiyorum, kürklü kızım ne yapsın, kızım kürkünü Bülent Ersoy'a da verecek değil.. Neyse kocaman yazılı ana kapıyı görüyoruz ve bir kimlik verip içeri giriyoruz. Soldan aşağı yürüyoruz, bankamatikleri geçince tekrar sol yapıp en sondaki binaya yani doğum ve jinekoloji bölümüne gidiyoruz. Burası Çapa Tıp Fakültesi'nden büyük ve donanmım olarak aynı, muhteşem. Kediler köpekler yavaş yavaş dökülüyor, ellerinde taşıma kaplarıyla insanlar koşturup duruyor can derdinde..










                   Bir bey geliyor, üzerinde ameliyat kıyafetleri, profesör olduğu belli, tavşanımı ameliyat olabilmesi için karnı aç getirdiğimi ve kısırlaştırmak istediğimi söylüyorum, randevum olup olmadığını soruyor, telefondaki konuşmayı anlatıyorum ve o telefondakinin yanlış bilgi verdiğini, randevu almam gerektiğini söylüyor, çok uzak yoldan geldiğimi anlatıyorum, tavşanım nefes nefese kalmış. Önümde tan 3 ameliyat olduğu söylüyor, istersen bırakıp gidin yarın gelin diyor, ben de "Hayır ben dua edeceğim o içerdeyken, onu yalnız bırakamam." diyorum. O zaman öğleden sonraya kalır, tamam bekleyin diyor kendisi ve gidiyor. Bekleyen bayanın yanına oturuyorum, Rottweiler cinsi yaşlı köpeği içerideymiş ve 3 saat olmuş çıkmamış, meraktan çatlamak üzere, her kapı açılışında koşuyor. Kendisini biraz rahatlatmaya çalışıyorum. Milky kızı tasmasıyla çantasından dışarı çıkarıyorum, Milky'yi gören bayılıyor, çünkü insan gibi oturup ameliyat sırasını belkeyen bir tavşan daha önce görülmemiş :D  O anda fotoğraf makinemi almadığıma çok üzülüyorum. Ama olsun anlatıyorum işte.. :) Rott'a iki delik açıp tümörlerini temizlemişler, sapasağlam çıkıyor, tabi biraz uyuşuk, sedyeyle arabaya kadar götürülüyor, vedalaşıyoruz.
                Milky'yi muayene odasına alıyorlar, ben de gidiyorum. Boynunda ceviz kadar bir alan tıraş bıçağıyla tıraş ediliyor. İki kişi tuutyor, bir kişi kan almak için damarını arıyor, bulduğunda ise zorlanıyor çünkü damar sürekli sağa sola kayıyor, en sonunda bingo.. Hocası, öğrencisine ayaklarını çok iyi tutmasını yoksa tavşanın kendi ayaklarını kırabileceğini söylüyor,  ve bana dönerek yılda sadece bir tane tavşan geldiğini, öğrencilerin de bu yüzden tavşanlar hakkında çok bilgilenemediğini söylüyor. Tedirgin olsam da Milky nasıl uslu, gözlerini pörtletmiş bana bakıyor, bakışlarından şu okunuyor; "Seni evde öyle bir kıtlayacam ki!" Eyvah eyvah diyorum içimden :)  Dışarı çıkıp iki yan binadaki vezneye gidip 45 TL tahlil ve muayene ücretini ödeyip geliyorum.


Milky



                Chuhaha, Rus finosu, Alman Çoban Köpeği, sarman kedi, tekir kedi.. Ameliyat için teker teker geliyorlar. Bu sırada fakültedeki atlardan 3 tanesi özgürce dolaşmaya çıkıyor, önümden geçiyorlar, aralarında konuşuyorlar, biraz otlanıp tek sıra halinde ahırlarına yöneliyorlar. Çok alımlılar, süzüm süzüm süzülüyorlar, birer eski İngiliz yarış atı oldukları belli.. Aklıma Halis Karataş ve Turbo geliyor :D (bknz.Sihirbaz)
                    Birden bahçede kaçmaya çalışan 3 numara bir terrier ve iki şapkalı ve tatlı hanımefendi, beliriyor. Köpekleri ameliyat olacakmış Sezmiş olacak ki kaçmaya çalışıyor. En sonunda kandırıp içeri sokuyorlar ve kuçu ameliyata giriyor, beraber oturmaya başlıyoruz. Anne-kızlarmış. Milky'ye onlar da bayılıyor. Bu sırada bize jest olarak kurabiye, su ve çay geliyor ilk konuştuğum beyefendiden. Torunları kurabiye canavarı olduğunu kanıtlıyor :) Gerçekten çok tatlı insanlar ve gerçek hayvanseverler. Aynı yerde oturduğumuzu, meslektaş olduğumuzu hatta daha birçok şeyin aynı olduğunu öğrenince şaşırıp kalıyoruz. Birbirimizi daha da çok seviyoruz. Köpekleri için çok endişeliler, sürekli beraber dua ediyoruz, arada bir cerrah çıkıyor ve "Köpeğinizin içi şişmiş feci, belediyenin yaptığı ameliyatta parça unutmuşlar, çok kötü hale gelmiş zavallı, şimdi içini temizliyoruz, merak etmeyin yoksa ölürdü." diyor ve köpekleri şirin Terrier Cici sapasağlam çıkıyor hem de nasıl, bir Mısır kraliçesi gibi adeta, ayık durumda sedye üzerinde o kadar tatlı ki.. Milky ile onları da uğurluyoruz ve sıra bize geliyor.  Ben hemen istenen ilaçları gidip vezne yanındaki eczaneden alıyorum, toplam 86 TL tutuyor. Sonra ameliyatta birşey olursa diye kağıt imzalatıyorlar, mecburen imzalıyorum. Milky kızı çantasıyla beraber içeri alıyorlar. Dua ederek el sallıyorum ona.. Ama soğukkanlıyım, o kadar köpek taş gibi çıktı, antremanlıyım :)  Bol bol dua ediyorum. Sonra şu anki yazımda neler yazacağıma orada karar veriyorum ve orada kaleme almaya başlıyorum. İlk konuştuğum bey sürekli gelip durumu hakkında bilgi veriyor. İçim rahatlıyor; "Sizden bloğumda bahsedeceğim ve kısırlaştırma için herkesi buraya yönlendireceğim, isminiz nedir?" diye soruyorum. Kendisi bana kartını veriyor, bir de bakıyorum ki "Prof. Dr. Ragıp Kılıçarslan (Klinik Bilimleri Bölüm Başkanı)" yazıyor. Yani anabilim dalı başkanı.. O an lisedeki müdür misali hazır ola geçiyorum :D
                       Annem de meraktan çatlamış, sürekli arayıp öğretmen olarak çalıştığı okuldan soruyor ders arasında. Ve iyi haber 1 saat sonra geliyor; "Ameliyat bitti, Milky kıza serum veriliyor, kendine gelince getireceğiz."  Allah'a şükrediyorum. İşte profesyönellik bu.. Kızıma birşey olamadan yanıma geliyor, cin gibi, hareketlenmiş, kafasında diğer köpekler gibi ama minnacık hunisi de var :D Zaten korkum yoktu oraya gittikten sonra.. Hemen yanıma Ragıp Bey, Esra Hanım gelip neler yapacağımı söylüyorlar; "İlaçları bu torbada, siz 5 gün boyunca Boytril-K ve saf su ampülünü karıştırıp deri altına enjekte edin ama hergün aynı saatte olmalı, ayrıca 3 gün boyunca ağızdan Vidoylin şurup verin, bugün yarın sabaha kadar yemek yemesin, sadece su olsun önünde, yoksa kusar, verdiğimiz enjekte içindeki ile de karnını dezenfekte edin, yemek yemeğe başladığında ise boyunluğunu geçici olarak çıkarın, sonra hemen yine takın, asla yarasına dokunmasın ve hep temiz yerde kalsın, bu kadar, 5 gün sonra tekrar gelin, dikişler alınacak, geçmiş olsun."






                     Aklıma Milky'yi bana veren Aysun Hanım geliyor, onun dişi tavşanı Toprak, Zeytinburnu Veteriner Kliniği'nde kısırlaştırılırken narkoz tam ayarlanamadığından ölmüştü. Keşke diyorum buraya gelseydiniz Aysun Hanım :(
                  Herkese sonsuz teşekkür edip, kapıdan kimliğimizi alıp dostumla yine yola çıkıyoruz. Hepsi çok iyi insanlar ve hayvanları ne kadar sevdikleri gözlerinden belli oluyor, cerrahlar köpekleri birebir gezdirip bahçede tuvaletlerini yaptırıp öyle ameliyata alıyor, iletişimleri süper. Ben ise yolda metrobüs durağına yürürken tüylüşüm huni kafalıyı sarsmamaya dikkat ediyorum. Şu an Milky kız hunisinin içinde çok şeker gözüküyor, etrafa çarpmasın ve dinlensin diye bir kafesin içine koydum şimdiliki o da halinden memnun gözüküyor. Bu arada Junior, Milky'nin hunisini kıskanmaz mı.. Of of..
                  Size tavsiyem, İstanbul'da oturuyorsanız mutlaka tavşanınızı burada kısırlaştırın. Profesyönel ortamda, profesyönel kişilerle yapılan iş ortada.. Fiyatı da gayet uygun. Dostunuzun canından kıymetli mi yahu?  Üstelik artık İstanbullular'ın da bir tavşan profesörü var, aslında bir de denemez, oradaki herkes bir tavşan uzmanı :D Cennette gibiydik :) Bir an bile şüpheye kapılmayın ve tavşanınızı güvenilir ellere teslim edin:


İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Hastanesi

http://www.veteriner.istanbul.edu.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=188:hastane-ve-klinik&catid=107:hastane-ve-klinik&Itemid=616
                           
               
Prof. Dr. Ragıp Kılıçarslan
(Klinik Bilimleri Bölüm Başkanı)














         
               
            

24 Temmuz 2013 Çarşamba

FİLM GİBİ PİKNİK





          Piknik için sahili tercih ettik ama sonra sahilden vazgeçip, süpermarketi kurutup yine koruya gittik. Milky gelmedi diye çok üzülüyordum ama kısa sürede bu üzüntü geçti ve yerini sevince bıraktı, neden mi?


İki kişi olup 20 kişilik sofra kurunca 100 elemanlı bir aç karga sürüsünün saldırısına uğradık, yemeklerin çoğunu feda ederek kurtulduk. Pikniğe korkulukla gidin :)
Milli takım arkadan dakikada bir koşarak geçerken oluşan sarsıntıda her seferinde deprem oluyor sanıp bankın masanın altına giresim geldi.
O masum tipli sincap da kargalarla birlik, sizi kendini sevdirmek için uzağa çağırırken kargalar masanızdan yemek çalıyor.
Yanınıza gelen sokağa terk edilmiş Akbaş cinsi köpek sizden hamurişi yerine et istiyor, ayrıca kargalar da umrunda değil.
Kargalara yemek atmazsanız üzerinizdeki ağaca çıkıp tuvalet bombardımanına başlıyorlar.
Alex gibi yengeç dansı yapan ve dayılık taslayan dev kargayı asla unutamam.
Atatürk çocukken boşuna karga kovalamamış diyorsunuz.
Kargaları yine de çok seviyoruz, bebek kargalar çok tatlıydı yahu, en çok onları besledik  :)
Ata Demirer, Avrupa Yakası'nda boşuna ne demedi: Kargalaaaaaar! :D




23 Temmuz 2013 Salı

MILKY VE PİKNİK






               Bugün dostum İris'le piknik yapabiliriz. Tabi İris uyanırsa :D Hem belki tavşicanlarım da bizimle gelebilir, en azından Milky :)
                Bu arada kısır yaparken çok dikkatli olun, içinde türlü türlü sebzelerimiz, türlü türlü teknolojilerimiz olduğundan çıkan maydonoz saplarını, salatalık kenarlarını, falandı filandı atmayıp köşeye ayırın, buna benim tavşicanlarım gibi sizinkiler de çok sevinecektir :) Ayrıca bir nevi çöp öğütücü gibi :D (Bknz. Taş Devri, Wilma'nın mutfaktaki çöp öğütücü minik dinozoru) Tabi abartmayın, yoksa ishal olurlar.
                Pikniğe gidersek, Milky de gelirse akşama benden foto bekleyin ;)







     

21 Temmuz 2013 Pazar

MICHAEL KORS ve TAVŞAN KÜRKÜ




            Çıldırmamak elde değil, araştırma yaparken Türk kürkseverlerin açtığı blogları ve mankenlerin üzerlerinde taşıdıkları o cesetleri görüyorum, çok yazık.. Madem böyle bir katliama ortak oluyorsun bari bilinçsiz insanlara daha fazla özendirme, blog açma!
            Şimdi de Michael Kors markasının tavşan kürkünden yaptığı anahtarlıklara bakın, bir an kendi tavşanınızın kuyruğunu kesip (Tabi öldürüldükten sonra) oraya taktıklarını düşünün, ne kötü değil mi?
          Lütfen katliama ortak olmayın. Kürk bir cinayettir.  Kürkle ilgili gerçekleri öğrenmek istiyorsanız lütfen ana sayfadaki üst menüden +18 ve Sosyal Sorumluluk başlıklarına kısaca göz atın. 





         

TAVŞAN CİNSİYETİ NASIL ANLAŞILIR?





       Öncelikle tavşanınız hırçın değilse narin bir şekilde iki elinizle tutun, sol elinizle boynundan ve sırtından destek verin, sağ elinizle kuyruğunu çok hafif çekin. Bu işlemi asla ayakta yapmayın, tavşanınız ani bir sıçramayla yüksekten düşüp biryerini kırabilir, felç olabilir.


























Dişi Tavşan





Erkek Tavşan
















20 Temmuz 2013 Cumartesi

NEDEN TAVŞANLAR?







Tavşanları neden çok seviyorum?

Çok şirinler, hiçbirşey yapmadan dursalar da çok komik olabiliyorlar.
Zıplamaları, popnpon kuyrukları, uzun kulakları, esnemeleri, gerinmeleri, dil çıkarmaları, iki ayak üstünde durmaları.. O kadar sevimliler ki..
Doğada her zaman av olmuşlardır. Onları hep koruyup kollamak istemişimdir. 
Kediler gibi bağımsız takılmalarına bayılıyorum, kişiliklerinden ödün vermiyorlar. 
Beraber brokoli kemirebiliyorsunuz.
Doğanın en narin canlılarından..
Her zaman hakları çiğnenmiştir. Kozmetik sanayiinde, kürk sanayiinde, mama sanayiinde.. 
Buna rağmen sesleri asla birgün bile çıkmamıştır, birgün isyan etmemişlerdir.
Onlar bizi hep karşılıksız sevmişlerdir.
Lütfen onları koruyalım.


MILKY ve TUVALET






        Milky ilk geldiğinde idrarını tuvalet kabına yapmıyordu. Oysa dışkısını kaba yapıyordu. Herşeyi denedim, hem inatçı, hem de daha yavru sayılırdı. Yeni evindeki tuvalete de alışması zaman alacaktı. Tawşi'nin büyük tuvalet leğeni, kendine ait koca tuvalet kabı, tavşan tuvaletleri, küçük kaplar pek birşey fayda etmedi. İstemiyordu. En sonunda o kendi tuvalet kabını buldu. Los Angeles'ten hediye gelen küçük mama kabını artık sadece tuvalet için kullanıyor,  çelik olduğu için onu seçti. Milky bu işi biliyor. 

19 Temmuz 2013 Cuma

TAVŞANLAR ve KOKU





    Yaz aylarının en sıcak günlerindeyiz, gerçi şu anda İstanbul'da yağmurlu, garip kapalı bir hava var ama olsun, sıcak işte :)  Bu arada bana sık sık tavşanların koku sorunuyla ilgili sorular geliyor. Hepsine aynı cevabı veriyorum. Tavşanlar kötü kokmaz, onlar sadece mis gibi kokarkar. Hatta doğuştan Tawşi Armani Code, Milky de Chanel No:5 gibi kokuyor, şaka yapmıyorum :) Tavşanların gıgıları altında ter bezleri vardır, oradan bir sıvı salgılanır, ön patileriyle aldıkları bu temizleme sıvısını tüm vücutlarına yayarlar ve mis gibi kokarlar, özellikle başları parfüm gibi kokar. Kedi gibiler, onlara bayılıyorum. 
    Bana gelen sorular ise pis kokmaları yönünde.. Pis kokma olayını anlamıyorum çünkü benim tavşanlarımda hiç böyle bir sorun yaşamadık. Yaşadıkları yeri hergün zararsız, alkolsüz maddelerle siliyorum. Tuvaletlerini talaşlı tuvalet kaplarına yapıyorlar ve tuvaletlerini hergün değiştiriyorum. Hiç kokmuyorlar ki.. Sadece kötü bakılan tavşan pis kokar. Tabi bir de tuvalet eğitimi olmayan tavşan.. Hollanda Lop Tavşanları doğuştan tuvalet eğitimlidir, diğer tavşanlara göre daha kedi gibidirler, tuvaletlerini sadece bir köşeye yaparlar. Ama bazen bazı tavşanlar birkaç yere birden tuvalet yapabilir veya istemediğiniz yerlere kaçırabilirler. Bu durumda tabi hoş olmayan kokular oluşabilir. Ama bu da sizin elinizde. Ona istediğiniz eğitimi verebilirsiniz. 
        Bir de kötü kokan tavşanları lütfen yıkamayın. Kirli popo olayına tutulmuş tavşanları anlıyorum ama onların bile sadece popo kısmını yıkayın veya silin diyorum. Onun dışında tavşan yıkanmaz. Yıkarken burun ve kulaklarına su kaçarsa ölümcül sonuçlar olabilir. Yıkanırken stres olurlar sağa sola zıplamaya çalışırlar, şoka bile girebilirler korkudan, 1 aylık bebek tavşanını yıkayanı bile duydum, lütfen böyle şeyler yapmayın. Onlar çok hassas hayvanlardır, köpek yavrusuna benzemezler ve oyuncak değildirler. Biraz doğal yaşamalarına izin verin. 

10 Temmuz 2013 Çarşamba

TAVŞANLAR VE HAVUÇ




            Biliyorsunuz ki Tawşi benim tüylü süper kahramanımdır ve kendisi süper bir tavşandır :) Tawşi, yaşama direnmiş ve hayatını yeniden başlatmıştır.
            Bugün tavşanlar ve havuç meselesine değinmek istiyorum.
            Televizyondani çizgi filmlerden hep tavşanlar sadece havuç ya da lahana ile beslenirmiş intibası yaratılır. Bu çok yanlıştır. Çizgi film karakteri Bugs Bunny sürekli havuç yer, ben havucu çok yerim, lahanayı severim diye çocuk şarkılarıyla büyümüşüzdür. Evet tavşana verseniz ikisini de bayıla bayıla yer doğru ama sırf bunlar verilerek çok yanlış bir besleme yaparsınız. Ergenlik dönemi sonrası tavşanınıza büyük bir havucu 3 e bölüp, haftanın üç ayrı günü verebilirsiniz. Tavşanın yaşı arttıkça havuç boyunu büyütebilirsiniz. Havuçta çok fazla şeker vardır bu yüzden tavşanlara çok verilmesi iyi değildir. Lahanaya gelirsek, fazla lahana ishal ve guatr olmalarına yol açabilir. Kısacası lahana çok nadir verin.
          Her tavşan süperdir :)




         

9 Temmuz 2013 Salı

TAWŞİ'DEN ÖZLÜ SÖZLER






Dünya almış başını gidiyor. Savaşlar, doğa katliamları, hastalıklar, paracanlısı insanlar, hayvan katliamları.. Sonra herkes diyor ki dünya çok kötü.. Dünyayı mahvedip sonra böyle diyenlere Tawşi'nin tek bir sözü var...

3 Temmuz 2013 Çarşamba

HAYVANLAR KONUSUNDA YANLIŞ İNSANA ÇATMAK






      Geçen gün  Yeniköy Parkı'ndaydım, yanımda hiçbir hayvanım filan da yoktu, bir arkadaşımlaydım, birden yanıma oldukça modern görünümlü, sırt çantalı 60 yaşlarında bir kadın geldi ve konuşmaya başladı, hiçbir değişiklik yapmadan aynen yazıyorum:


Kadın - "Millet bu parka çocuklarını getiriyor ama insan diyemeyeceklerim köpeklerini getiriyor, burası park, köpeğin ne işi var, köpeğin oynadığı yerde çocuk oynuyor, hayvanların burada ne işi var, ben hayvan görmek zorunda mıyım?" (Bu son cümlede kadını boğazlamamak için dişlerimi sıkıp tüm kibarlığımı koruyorum)

Ben - "Burası dediğiniz gibi bir park ve gördüğünüz gibi heryer beton yığını şu İstanbul'da, hayvanı olanlar hayvanlarını nerede gezdirecek peki söyler misiniz?"

Kadın - "Beni orası ilgilendirmez, parka kimse köpeğini getiremez, ne işi var onların burada, bir de çocuklaro gibi sevmiyorlar mı sinir oluyorum!" (İçimden ben bu kadını boğarım diyorum ama yumruğumu sıkıyorum)

Ben -  "İyi o zaman hükümetin 5199 Ölüm Yasasını destekleyin, tüm kedi ve köpekler öldürülsün, rahatlayın!

Kadın - "Belediye köpek parkı yapsın, hem senin çocuğun yok herhalde!"

Ben - "Daha neler.. Benim çocuklarım hayvanlarımdır, hatta hayvan da demek istemem, tüylü dostlarımdır, ayrıca neyimin olup olmadığı sizi ilgilendirmez!"

Kadın - "Bana baksana sen, sen benim kim olduğumu biliyor musun, öğretim görevlisiyim ben!"

Ben - "Gerçekten öğretim görevlisiyseniz öğrencilerinize yazık, bir kere benim fikrimi bilmeden yanlış düşüncelerle gelip bana çattınız, ikincisi bu hayvanlar ve doğa Allahü Teala'nın bize yarattığı en güzel ve değerli şeylerdir, unutmayın ki bu yeryüzünde siz insanoğlundan önce yine hayvanlar ve bitkiler vardı, siz nasıl yaşıyorsanız Allah'ın yarattıklarına da saygı göstereceksiniz."

Kadın - "Sen ömründe bir kere barınağa gittin mi ki de konuşuyorsun?"

Ben - "Karşınızda Kısırkaya Rehabilitasyon Merkezi gönüllüsü var, ayrıca hem annem hem teyzem de barınak ve dernek başkanları, isterseniz siz benim evime gelin de sokaktan kurtardığım, terkedilmiş hayvanlarla barınağa dönen evimi görün!"

Kadın - "Kap kup kurup.. "(Konuşacak şey bulamıyor.)

Ben - "İyi günler!"










21 Haziran 2013 Cuma

MILKY BOĞAZ'DA ÇAPULURKEN :)





         Milky, gezmeyi çok seven, çok sosyal bir varlık. Onu sık sık gezdiriyorum, bazen günde 10 dakika güneş almasını sağlıyorum ki kemikleri güçlü olsun, vücut bağışıklığını kaybetmesin. Tabi sıcaklar ve güneş tavşanları olumsuz etkilediğinden ve ani ısı şokları yaşattığından bunu güneş batmasına yakın yapıyoruz, özellikle rüzgarlı günlerde.






Milky'yi gören çocukların tepkisi:
Çocuk: Aaa köpeğe bak! Yook, gel pisi pisi! O ne laaan!  :)







Milky kız güneşlenirken :)




                                           Püfür püfür esen rüzgarda tüylerini uçuştururken :)




Kucağımda manzara izlerken :)








Hep kuçular gezecek değil ya :) Tabi bu sırada etrafta herhangi bir kuçu veya bol çocuklu aile geliyor mu diye gözlem yapıyorum :) 









         Tabi bir kazayı da ucuz atlattık. Biliyorsunuz sizi hep evdeki kedi ve köpeklere karşı uyarırım, ne kadar uysal olurlarsa olsunlar bir tavşan kedi veya köpekle yan yana asla bırakılmamalı, asla bir araya getirilmemeli, sonuçta onlar hayvan ve ufacık bir tırmık ölüm getirebilir diye.. Sahil dönüşü bahçemizde keyif yapalım dedik, yine etrafta herhangi bir kedi ve köpeğe karşı tetikteyim ve beklediğim oldu. Otların arasından Afrika'da antilop avındaki aslan misali süzülerek gelen kedim Junior Hacı aniden yanımızda bitti. Bu beni çok tedirgin etti çünkü ne zaman böyle feci bet baksa kesin arkasından birşey yapar. Ben gardımı aldım ve Milky'nin ev arkadaşı Junior, Cüneyt Arkın'ın surlardan 20 Bizans askeri üstüne atlayışı misali Milky'nin üzerine doğru tam hedef alıp uçmasın mı! Ben şansa inanılmaz bir refleks ile Junior'a havada uçarken müdahale edip, Milky'nin üzerine atlamasını engelledim ve onu yan tarafa doğru savurdum. Verilmiş sadakamız varmış. Kim der ki bu masum kedi bunu yapacak, ama içgüdü, kıskançlık, avlanma güdüsü.. Şu an Junior salondan ayrılmıyor, yüzümüze bakamıyor :) Uzun lafın kısası, daha önce Tawşi ile yazlıkta atlattığımız köpek olayı sonrası bu da bize ve sizlere iyi bir örnek olsun. Çünkü ben bugün onu havada yakalamasaydım şu an Milky olmayabilirdi... Gözünüzü asla tavşanınızın üzerinden ayırmamalısınız. Sanırım bize nazar değdi :D Yeni maceralarda görüşmek üzere..



Junior Hacı üzerimize uçmadan önce..

7 Haziran 2013 Cuma

GEZİ PARKI VE 5199





       Bu yasayı (5199 Ölüm Yasası) çıkaranlar önce hayvanları öldürür, sonra da insanları demiştim, umarım 10 günü aşan şiddet olaylarında polisin aldığı emirle halka nasıl zulmettiğini görmüşsünüzdür. Umarım Gezi Parkı kurtulur ve ardından da tekrar tüylü dostlarımız için iyi bir eylem daha yaparız, yoksa onlar için çok kötü olacak. Ya da tüylü dostlarımız 10 ay daha sabretsinler..



         Ayrıca polis bu yavrucağa neden su sıkar onu da öğrenmek istiyorum!








Bu da benim Gezi Parkı direnişine katkım :)

http://www.youtube.com/channel/UC__cHXtkT2crRdfGj1xTz_A