"Ağrım olsa bağıramam, aslan görsem kaçamam, kuyruğu ne de tatlı dersiniz ama avcı vurunca afiyetle yersiniz, çok da üşüdüm, kürkümü geri verseniz.. Tavşanım ben, keşke dostum olsan sen.." (Tawşi)

25 Şubat 2013 Pazartesi

KISIRKAYA REHABİLİTASYON MERKEZİ'NDE BİR GÜN


25.02.2013

SARIYER BELEDİYESİ KISIRKAYA REHABİLİTASYON MERKEZİ'NDE BİR GÜN

(Haberin en altındaki yazıyı görmeden geçmeyin derim!)



"Yazının anlam ve önemini sessizce belirten fotoğraf"



                  Bir Sarıyerli olarak belediyenin bu rehabilitasyon merkezi yüzünden karalandığına hep şahit oldum, ölüm yuvası olarak internetten okudum. Tamam, eski AKP'li Sarıyer Belediye Başkanı Yusuf Tülin zamanındaki birçok kötü olay artık yoktu. (Kapı önünde bulup bahçemde bakmaya başladığım tasmalı Pointer köpeğim, bahçemden izinsizce ben evde yokken aşılanıp geri koyulacak diye alınmış bir daha da izine rastlanılmamıştı. Ertesi gün ise biçok köpeğin zehirlenerek gömüldüğünü, birçoğunun da ormana atıldığını haberlerde izlemiştik. Ben ise hala Point'ten bir haber bekliyorum. Yusuf Tülin'in ise sonunu gördük.) Peki CHP'li Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç zamanında bu rehabilitasyon merkezinde neler olup bitiyordu? Burası bir barınak değil, çoğunlukla geçici bir tedavi merkezi, peki herşey yolunda mıydı? Görevlilere haber vermeden ani bir ziyaret yaptık, yani fotoğraflardaki hiçbirşey kurgu değildir. İşte size bir günümüzü anlatacağım:


07.30: Dostum İris bizi yalnız bırakmadı ve bu saatte evimize geldi,  biriktirdiğimiz poşet poşet gazeteleri, sıcak tutacak büyük kumaş parçalarını, eski montları, battaniyeleri, su ve yoğurt kaplarını, ortak aldığımız 6 poşet 15'er kiloluk köpek mamalarını arabaya yükledik. Arka koltukta oturan annemin poşet ve gazete yığınları arasında sadece gözleri gözüküyordu. Bizi gören taşınıyor zannetmiştir.


08.30: Sarıyer mezarlığı yakınındaki rehabilitasyon merkezine vardık. Şaşkın bakışlar içinde arabadan indik, yardım getirdiğimizi ve biz de görevlilerle 28 km. ötede bulunan ana rehabilitasyon merkezine kendi servis araçlarıyla gitmek istediğimizi söyledik. Çünkü yolda feci bir kazı çalışması olduğundan normal bir otomobil asla o yollarda gidemez diye duyum almıştık. Saat 11.00'de hareket edecek özel yemek dağıtım aracıyla gidebileceğimizi öğrendik. Arabamızdaki tüm mamaları, gazeteleri, sıcak tutacak şeyleri ve diğer yardım malzemelerini bahçedeki kilitli depoya koydurduk. Bu arada çok başka şeyler de öğrendik. Mesela, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tam bu rehabilitasyon merkezi karşısına 10.000 köpeklik devasa bir barınak yaptırdığını, yakında sokaklardaki tüm hayvanların buraya toplanacağını (Allah onları barınaklara tıkın diye yarattı ya), yakında çocukların sokakta kedi köpek göremeden büyüyeceğini, bu hayvanların özgürlüklerinin ellerinden alınacağını, tüm Türkiye'nin tepki gösterip yürüyüşler yaptığı 5199 adlı ölüm yasasının tekrar düzenlenerek Avrupa tarzında hayvansız sokaklar yaratılacağını öğrendik. Çizgi filmlerde karakterler allattan başlayıp yukarıya doğru sinirden kızarırdı ya, öyle hissettim. Kadir Topbaş ne yapıyor böyle?


11.00: Sarıyer Rehabilitasyon Merkezi'nden Kısırkaya'yadakine yol almak için özel köpek yemek dağıtım aracına bindik.


11.05: Birden ıssız yol kenarında duruyoruz. Ortalık sisten zor gözüküyor. Yolun ortasında, asfaltta 2 köpeğin oturduğu görülüyor. Isındıkları yer sizin evleriniz yerine asfalt kısaca.. Arabayı gören 7-8 köpek mutluluktan dans edercesine etrafımızda dört dönüyorlar. İki görevli bidonları indirip yemekleri özel taş yemek kaplarına boşaltıyor. Sırayla et parçalarını kapıyorlar. Aralarında kangallardan, Alman Çoban Köpeklerine her cins var. Kangallar önce diğerlerini kovalayıp kendileri yiyor. Sonra sırası gelen diğerleri.. Kangallar ormanda da üstünlük kurmuş durumdalar. 5 dakika sonra aracımıza binip devam ediyoruz.







11.10: Başka bir ıssız yolda yine aç köpekler arabanın yolunu gözlüyor. Araçtan yine bidonlar, ekmekler iniyor. İki köpek tedirgince yemeklere sokuluyor.








11.15: Yeni durağımızda yine sevinçle karşılanıyoruz. Hızla yanımıza gelen köpekler sırayla et parçalarını kapıyorlar. Aralarında kangallardan, Alman Çoban Köpeklerine her cins var. Kangallar önce diğerlerini kovalayıp kendileri yiyor. Sonra sırası gelen diğerleri.. Kangallar ormanda da üstünlük kurmuş durumdalar. 5 dakika sonra aracımıza binip devam ediyoruz.









11.17: Adaklık kurban satılan baraka gibi bir klübe önünde duruyoruz. Koca poşetlerle ekmekler klübe önüne bırakılıyor. Ben etrafta köpek ararken birden üç tane horoz poşetlere doğru koşturuyor. Kısa sürede poşetleri açıp ekmekleri nerdeyse bütün bütün yutuyorlar. Klübede yaşayanların da köpekleri varmış, civardaki hayvanlara da veriyorlarmış, bu ekmekler onlar içinmiş. Tabi horozlardan kalıyorsa..





11.20: İnanılmaz yollardan geçiyoruz. Herkes ormanı kesip biçip villa yapıyor, yakında nerede oksijen bulacağız bilinmez ama Çevre ve Orman Bakanlığı sanırım bu işe bir dur demeli. Son kalan yeşilliklerde ise atlar özgürce koşuşturup otluyorlar. İETT'nin 157 numaralı otobüsü Gümüşdere Köyü'ne kadar geliyor ama buradan da barınağa 3 km. yol var, yani barınağa bu otobüsle gelinmez asla.. Gümüşdere Köyü'ne girerken bir vatandaş yolumuzu kesip; "İleride uyuz gibi bir köpek vardur, çok pis kokuyor, onu öldirun daaa, yoksa ben furacağum!" demez mi.. Vatandaşımıza "Sen hastalanınca seni hastaneye götürmek, ilaç vermek yerine öldürüyorlar mı?" diye girişecekken yetkili iki beyden biri o vatandaşın anlayacağı dilden "Öldürmek yerine biz ilaçlarız onu.." dediler. Gümüşdere Köyü'nü geçtikten sonra ise kabus başladı. Bir yol düşünün, içi 50 cm kara balçık, git git bitmiyor, bata çıka yol alıyoruz, normal bir otomobil içine saplanıp kalır, birden önümüze manda sürüsü atlıyor, annem; "İşte şimdi tam safari oldu!" diyerek kahkahayı basıyor. Oldukça iri ama Susam Sokağı canavar karakterleri gibi tüylüş bir manda ise bana alttan alttan bakarak poz veriyor. Birazdan sağımızda devasa, bomboş, kahverengi bir arazi çıkıyor, yeni yapılacak o malum barınağın yeri olduğunu öğreniyoruz.










11.30: Kısırkaya Rehabilitasyon Merkezi'ne varıyoruz. Rehabilitasyon merkezi, açıkta dolaşanlar, yavru köpekler, klübeli bağlı köpekler, saldırgan ve yasaklı kafeste köpekler, karantinadaki köpekler, yeni büyük kapalı alandaki köpekler diye ayrılmış durumdalar. Açık olanlar oldukça mutlu, yerlerde uyuyor veya geriniyorlar. Minibüsü görünce yemek geldi diye etrafımızda çember oluşturuyorlar. O koca cüsselerine rağmen o kadar kibar davranıyorlar ki, bizi ürkütmemek için ellerinden geleni yapıyor bu küçük patili ama koca yürekli tüylü canlar.. Ben içimden ne ürkmesi diyerek iri bir tüylüşe sarılıveriyorum. Kafasını kollarımın arasına gömüyor.







      Fotoğraf makinemi alıp ilk önce yavruların kafeslerinin yanına gidiyorum. Husky'den Terrier'e, Pitbull kırmasından Alman Çoban Köpeği'ne kadar hepsinin yavrusu bulunuyor. Çok küçükler ağlamaklı gözlerle bize bakıp biraz titriyorlar ama diğerleri oldukça iyi gözüküyor. Yavrular acıkmış ve bizimle ilgilenin diye tiz sesleriyle havlıyorlar :) Hemen yanlarındaki klübelerde bağlı olanlara yöneliyorum.

Yavruların olduğu bölüm





Pamuk gibi maviş gözlü bebek


Doberman, melez ve Samoyedimsi tatlı tüylüş


Golden Retriewer ve Labrador yavruları


Sıcak bir yuva bekleyen iki çaresiz bebek..


Alman Kurdu anne ve şirin yavrusu


Amerikan Pitbull Redronose Terrier 


Terrier





     Bir Rot yanındaki yaşlı Setter hemen ilgimi çekiyor. Çok narin duruyor. Yanına yaklaşınca iki gözünün de katarakt olduğunu görüyorum, hasta olduğu için de titriyor. Ona sarılınca çok mutlu oluyor, beraber makineme poz veriyoruz, dakikalarca konuşuyorum onunla.. Nasıl duygusal, bana birşeyler anlatıyor, zaten bakışı yeter. Yan tarafındaki komşusu genç Alman Çoban Köpeği ise benden fazla hoşlanmıyor, klübesine girip küsüyor, çağırıyorum ama gelmiyor. Belki de ilk arkadaşını sevdim diye.. Açıkta dolaşan Rot ise beni umursamıyor, göbeğini güneşe açmış güneşleniyor, hayli keyfinden memnun.











    Yasaklı köpeklerin kafeslerine doğru gidiyorum. İnsan aslanlardan bu kadar ürkmez. O kadar uzaktan bana saldırmaya çalışıyorlar gibi tellere atlıyorlar, inanılmaz atletikler ama bir o kadar da muhteşem görünüyorlar. Pitbull, Dogo Arjentino, Mastiff.. gibi yan yana kafeslerde duran bir sürü ırk.. Sesleri inanılmaz güçlü, çenelerinin kaç ton basabildiği tel arkasından ve uzaktan oldukça belli.. İnsan görünce canavar görmüş gibi olup saldırmak istiyorlar, eski sahiplerinden nasıl yanlış bir eğitim almış, nasıl şartlarda yaşamış, dövüştürülmüş iseler bunu hemen anlıyorsunuz.






Bu arkadaştan gerçekten ürktüm, bakışı yeter. 












      Tamamen kapalı alanda yaşayan ve daha çok karantina hastalarının ve saldırgan olmayan ırkların olduğu yere giriyorum. Yerler tertemiz, kafes içleri de.. Hepsinin çelik su kabı var, oldukça fazla palet de. Klübeler ise yeterli gibi. Ama yine de klübe bağışı gerekli. Bu bölümde dikkatimi en çok çeken iki köpek bir Husky ve tasmasıyla yeni gelmiş muhteşem bir Pitbull. Yan kafesteki arkadaşını sevince  Pitbull hemen kıskanıyor ve kendini sevdirmek için deliriyor. Oldukça temiz alanlarda yaşıyorlar ama yine de kafeste olanların alanı küçük. Büyük ırkların günlük enerji tüketimi açısından kötü. Bu konuda görevliler devreye girip onları sık sık kafesten çıkarıp boş alanda gezdirdiklerini söylüyorlar. Bu bizi biraz mutlu ediyor.




































      Yeni yapılan büyük kafesli alanı ise yukarıdan görüyoruz. Oradakiler de ilgi çekmek ve yemek yemek için sabırsızlanıyorlar. Aradığınız her cins köpek burada mevcut. Hepsinin tek tek fotoğrafını çekiyorum, hepsi poz verirken "Beni buradan çıkar!" acımaklı gözleriyle bakıyor. Son kez yavruların yanına gidip iki şişko ufaklığa veda ediyorum. Bu sırada eğitimli, komut bilen Mastiff kırması klübesinden zıplayarak ilgimi çekiyor. Bana türlü sevimlilikler yapıyor. Sevilince kuzu gibi oluyor. Kaldırımda ise ard arda penguen gibi ayakta uyuklayan üç kafadar çok tatlı gözüküyorlar. Barınağın elektriği var ama köpeklerin sobaları yok, örneğin o yaşlı Setter soğuktan titriyor yine de görevliler üşümez deyip dutdu, hayvan üşümekten hastalanmış zaten. Bizden önce kafesleri yolları yıkayıp duruyorlardı bir telaş içinde, sırf olumsuzlukları görüntüleyeceğiz sandılar herhalde, normalde kafeslewr ne sıklıkta temizleniyor bilmiyorum, bazı uzun tüylü köpekler çok kirliydi çünkü.. Birsürü mama getirmemize rağmen mama getirmeyin yemekleri var dendi. Civardaki bilinçli firmalar yiyecek atıklarını bu barınaktaki yavrucaklara hergün ayrıştırarak veriyormuş. Yemek dağıtan elemanlar işlerini çok severek yapıyorlardı, onları nasıl beslediklerini, nasıl baktıklarını anlatırlarken; "Onlar insanlardan daha masumlar, insanlardan her zaman daha iyidirler."dediler hep.. Zaten bu iş sevgisiz asla olmaz ki, yoksa ölüm ve acı getirir. Tekrar yemek dağıtım aracına binip Sarıyer merkeze doğru yol alıyoruz. Karadeniz'in dev dalgaları insanı büyülüyor.

            Peki sonrasında neler oldu? Ben tüm bu fotoğrafları buraya ve Petarkadaş sitesine yükledim, amacım iyileşen köpeklerin yuva bulmalarıydı. Müdürleri Ayhan Bey de bunu onaylamıştı. Fotoğraflar inanılmaz ilgi gördü, herkes köpekleri sahiplenmek, oradan kurtarmak istedi. Ama sonradan bir sürü yorum geldi, herkes iletişimdeki telefonu arıyormuş ama "Burada köpek yok!" deyip yüzlerine kapatıyorlarmış. Herkese böyle yapmışlar. Hatta 18 yaşında bir genç yavru bir Golden'i sahiplenmek isteyince annemin araması üstüne izinle merkeze götürülmüş, bana ve anneme"Burada hiçbir yavru köpek yok, fotoğraftakilerin hiçbiri yok, bana da büyük bir Golden verecekler" dedi. En sonunda annem olaya el koydu. Belediye Başkanı Şükrü Genç ile görüştü. Orada neler oluyordu? Kimin köpeklerini kimden saklıyorlardı ve neden sahiplendirmek istemiyorlardı? Hayvansever Nesrin Çıtırık olaya el koydu ve bomba patladı; Barınağın veterineri Cihan Bey ve o ekip tüm o yavru köpekleri satıyorlarmış!!! İnanamadınız değil mi, zaten oraya gitmemizden ne kadar rahatsız olmuşlardı, özellikle Cihan Bey! Sonra açığa alındılar.. Hatta müdürlükte çalışan bayan da Sarıyer'de bir villada haciz için gelen avukat köpekten korkunca bir veteriner çağırıyor Ve Tarabya'daki bir klinikten gelen veteriner Toros ismili Akbaş köpeği iğneyle uyutup öldürüyor! Bunu yapan bir veteriner! İşte onun hanımı da bu müdürlükte çalışan biri, hayvan sevgisi doruk noktada yani.. Konumuza geri dönersek bu kişiler açığa alındı ama sonra işlerine devam ettikleri öğrenildi! Kısacası Şükrü Genç'e soruyorum, bir belediye başkanı olarak böyle bir olaydan nasıl haberdar olmuyorsunuz veya haberiniz varsa da izin veriyorsunuz???




24 Şubat 2013 Pazar

TAVŞANLAR VE MÜZİK



   











                   Tavşanlar çok hassas canlılardır. Fazla gürültüyü sevmezler. Ama özellikle size Tawşi'nin en sevdiği olaylardan birini anlatayım; chill out ve jazz dinlemeyi çok seviyor. Geceleri bazen elektronik yerine bu tarz müziklerden oluşturduğum çalma listesini açıyorum. Birden Tawşi hoop diye yanıma atlıyor ve yatağıma sereserpe uzanıyor, tek kulağını havaya kaldırıyor, sonra başını yatağa yaslıyor ve bu müzikleri dinlerken renkli rüyalara doğru yolculuk yapıyor. Artık rüyasında havuç tarlasında mı görüyor kendini bilmem ama sizin tavşanınız için de öneriyorum. Tawşi'nin çalma listesini yakında buradan size iletirim ama çoğu şarkı en altta bulunan çalma listesinde yer alıyor.  Zaten pekçok hayvan çiftliğinde özellikle inekler için klasik müzik dinletildiğini de biliyoruz, böylece strese fazla girmiyorlarmış. Yine de müziğin sesini çok açmayıni hafif olsun derim.  Bu arada belki sizin tavşanınız klasik veya etnik müzik seviyorsa işte onu bilemem. :)




BARINAKLARA YARDIM

















24.02.2013

              Yapılan iyilik asla söylenmez. Ama öyle bir dünyada yaşıyoruz ki insanları iyiliğe teşebbüs ettirmek için özendirirci olmak gerekiyor. Daha önce de Haliç Tavşan Adası ziyaretlerimizde beni yalnız bırakmayan hayvansever dostum İris ile beraber Migros'un köpek maması kampanyasından faydalanarak 15 kg'ı 39 TL ve 45 TL olan mamalardan 6 tane aldık, yarın sabah erkenden arabaya doldurup Sarıyer Belediyesi'nin Kısırkaya Hayvan Rehabilitasyon Merkezi'ne götüreceğiz. Yalnız Kısırkaya inanılmaz uzak bir yerde, arabası olmayan biri oraya nasıl yardım götürür anlamak çok zor. Dileğimiz bu merkezin tıpkı Fatih Yedikule Hayvan Barınağı gibi oldukça merkezi bir yere taşınması. Bu arada Tuzla Köpek Barınağı'nı ve Yedikule'yi de unutmadık. En kısa zamanda buralara çuvallarla ilkyardım malzemeleri, makarnalar, gazeteler ve bol bol sevgi gidecek. Ayrıca ordaki analı kızlı kaplumbağaları da ziyaret etmek istiyorum. Sizden de ricam şu ki, yaşadığınız semtin hayvan barınağına lütfen bir gidip bakın, herşey yolunda gidiyor mu inceleyin, küçük de olsa bir mama götürün, sevgiye muhtaç o canları sevin, aklı hala petshopta olan arkadaşınız varsa kolundan tutup barınaklara götürün, belki bir daha düşünür.




TAVŞANLAR VE FLORESAN LAMBA



   














         Floresan lamba bilindiği gibi az yakar, enerji açısından tasarruf sağlar, rengi de beyaz olduğundan hoş durur. Halbuki hem küçük çocuklara hem de hayvanlara oldukça zararı vardır. Küçük çocukların daha çabuk ergenlik dönemine girmesini sağlar, yani tam gelişmeden yalancı büyüme diyebiliriz. düşünün bir de birçok tavuk ve tavşan çiftliğinde hep neden beyaz floresan lamba kullanılıyor acaba? Erkenden büyüyen civcivler, tavşancıklar böylece istenilen olgunluğa hızlıca ulaşıyor. Bu nasıl bir davranış siz karar verin. Ben Tawşi'nin bulunduğu yerlerde hep sarı ışık kullanıyorum. Neden tavşanımı erkenden kızgınlık dönemine sokayım ki?








20 Şubat 2013 Çarşamba

BEN KİMİM?



      Ben herşeyden önce bir hayvan dostuyum, her türlü hayvanı sebepsiz severim, genelde insanlardan da çok severim. Veteriner değilim, küçükken olmayı çok isterdim ama 7. sanatı seçtim, yüksek lisans mezunuyum, yine de bir veterinere yakın bilgim var diyebilirim, evimiz her zaman çeşit çeşit yardıma muhtaç hayvanlarla dolup taşdığından küçüklükten itibaren hayvanlar hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Bu yüzden sorularınızı cevaplarken hep çok dikkatli davranırım ve sorularınızın hayati önem taşıyanlarını iki aile dostumuz veterinerimize danışarak cevaplıyorum. Bu yüzden sizlere de hep veteriner değilim diye uyarıda bulunuyorum. Şimdiye kadar balık türleri, kuş türleri, kaplumbağa türleri, salyangoz, kertenkele, sayısız köpek, sayısız kedi besledim. Şimdi ise bir tavşan, bir İran kedisi, bir sokak kedisi ve bahçede sayısız sokak kedisi ve köpek bakıyorum. Bloğum çok kısa sürede sizlerin ilgisiyle 40.000 kişi sınırını aştı, sizlere sonsuz teşekkür ederim. Bu ilgi sırasında da bloğumun aşırı benzerlerini görmeye başladım. Bir yandan artan tavşan sevgisine seviniyorum, bir yandan da blog sahiplerine buradan "Kendi çizginizi belirleyin, yaratıcı olmak her zaman en güzelidir." diye bir mesaj vermek istiyorum. Tavşanlarla ilgili gelen her soruyu severek cevaplıyorum, ufak bir yardımım dokunuyorsa çok mutlu oluyorum, hele bir tavşanı yaşama bağlıyorsam.. Hayvanların insanlar tarafından zarara uğramadığı bir dünya istiyorum, çok mu birşey istiyorum bilmiyorum ama hergün okuduğum üzücü haberler beni bu dünyadan daha da soğutuyor ve daha çok hayvanlara bağlıyor. Hangi hayvan olursa olsun onu sevin, koruyun, siz yaratmadınız, o yüzden siz öldürmeyin.. Onlar sizi karşılıksız seviyor, insanlar gibi karşılık beklemiyor. Tawşi ile beni takip ettiğiniz için teşekkür ederiz.

TAVŞAN EĞİTİMİ

    


        Tavşanlar kedi ve köpeklere benzemeseler de sonuçta onlar da oldukça kolay eğitilebilirler. Eğitim derken onun doğasına aykırı hareketler veya sirkteki hayvanlar gibi kötü bir olaydan bahsetmiyorum, küçük sevimli birkaç numara sadece.
        Eğitime geçmeden önce tavşanınızın vücut dilini bilmelisiniz. Bunun için TAVŞANLARIN VÜCUT DİLİ adlı yazıma bakabilirsiniz.
        Tavşanınızın en sevdiği yeminden elinize birkaç tane alın, veya bunun yerine en sevdiği sebze veya meyveden küçük parçacıklar hazırlayabilir veya ödül maması alabilirsiniz. Otur, bekle, gel, yuvana git, zıpla, ayağa kalk gibi birkaç komut öğrenmesi yeterli olacaktır. Ama unutmadan, yapılan araştırmalarda bu konuda en zeki ve uygun olarak Hollanda Lop Tavşanları çıkmıştır, onları ise Himalayan ve Aslanbaşlar izlemektedir. Yani bu türler üzerinde eğitime yoğunlaşmanız daha kısa sürede daha iyi sonuçlar verecektir.
          Tavşanınızı ayne kedi veya köpek eğitir gibi komut verip sonra uygulamasını gösterin, eğer ikinci veya üçüncüde başarıyorsa hemen ağzına elinizden bir ödül parçası verin ve başını okşayın. Tawşi'ye bu şekilde birkaç numara öğrettim ve karşılığında en sevdiği meyve olan yeşil elmadan çok küçük parçalar verdim. Parçaların tamamını yemek için neredeyse bana gösteri yaptı :)
          Ayrıca İkea'dan çocuklar için satılan tünel, kendinizin yapacağı tahta köprü ve inişli çıkışlı yokuşlarda tavşanınız evin içinde eğlenirken bir yandan da eğitim alabilir.





19 Şubat 2013 Salı

KÜRK YASAĞI KONULMALI!

Avlayana 5 yıl hapis

Avlayana 5 yıl hapis

Kürk konusu hayvanseverler ile bazı ünlü isimleri bugüne kadar hep karşı karşıya getirirken Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Türkiye’de tilki dahil kürkü için avlanan hayvan bulunmadığını açıkladı.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı geçmiş yıllarda sadece tilkinin bu amaç için avlandığını, ancak 2008’de yapılan yasa değişikliği ile tilki avlayanlara 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulandığını, bu nedenle son yıllarda hiç kimsenin kaçak tilki avına çıkmadığını açıkladı. Yetkililer, “Tilki dışında Türkiye’de kürkünden faydalanılacak bir hayvan yok. Ünlü yabancı markalar kürkten yapacakları giyim eşyaları için Afrika ülkelerinde avlama yaptırıyorlar” dedi. Yetkililer, Türkiye’ye sadece dışarıdan bu tip giyim eşyalarının geldiğini bildirdi.

18/02/2013 - 9:32
Finikede çamları kesenlere niye müsaade ediyorsunuz. Bu hayvanlar ağaçlar kesilince nerede yaşayacak. Çevre bakanlığı ne yazıkki çevreyi korumakta çok zayıf kaldı.
 
18/02/2013 - 9:03
Günün en güzel haberi. kaçak avcılara 5 yıl bile az aslında.

TAWŞİ DER Kİ;  O zaman neden internette hergün avlanan tilkilerin boy boy avcıların ellerinde olduğu fotoğrafları görüyoruz? Tilki dışında nasıl yok? Tavşan, Chincilla tavşanı, vizon gibi hayvanlar var, o zaman neden bazı alışveriş sitelerinde "50 adet, 100 adet Chincilla tavşanı kafesleriyle satılık" diye ilanlar görüyorum ben? Orman ve Su işleri Bakanlığı'nı göreve çağırıyorum!

17 Şubat 2013 Pazar

" TAVŞAN BESLEMELİ MİYİM?" TESTİ

   
Beni besleyebilecek misin görecez bakalım.. 


      Eğer  tavşan beslemenin size uygun olup olmadığı konusunda kararsızsanız bu testi çözmelisiniz.Test sonunda en çok hangi şıkkı işaretlediyseniz, o şık sonucunda uygun olup olmadığınız ortaya çıkacaktır. Kağıt kaleme sarılın hadi :)


1)Günde kaç saat evdesiniz?
   A) Evden hiç çıkmıyorum ki, çıksam bile evde başkası oluyor.
   B) 14-18 saat evdeyim
   C) 3-7 saat evdeyim
   D) Bazen hiç uğramıyorum, yalnız kalıyorum.


2) Çocuklarınız var mı?
    A) Yok
    B) Var ama çok uslu bir çocuk, hiç yaramazlık yapmaz.
    C) 2 ve üzeri çocuğum var, biraz hareketliler.
    D) Çocuğum/çocuklarım var yalnız çocuk değil canavarlar.


3)Evde başka hayvanınız/hayvanlarınız var mı?
   A)Yok
   B) Küçük evcil kuş türleri, kaplumbağa, balık..
   C) Kedi/küçük ırk köpek/ sakin büyük ırk
   D) Av / bekçi köpeği


4)Tatile ne sıklıkta gidiyorsunuz?
   A) Hiç gitmiyorum, gidemiyorum.
   B) Gitsem de tavşanıma ailem/arkadaşım/veteriner/pansiyon bakar.
   C) Yılda 2-3 kez gidiyorum.
   D) Ömrüm iş / eğlence gereği yollarda geçiyor.


5)Maaşınız?
A) Tavşanımın 2 ayda bir veteriner tırnak kesim ve kontrol maliyetlerini, palet yemlerini, samanını, yoncasını, sebze ve meyvelerini, talaşını, suluğunu, tarağını, ilaçlarını, kafesini v.b ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılar.
B) Tavşanları çok seviyorum gerekirse ben yemem ona yediririm.
C) Kıt kanaat geçineceğiz artık.
D) Maaşım çok az, kendime/aileme zor bakıyorum.


6) Tavşana evinizde ayıracağınız alan ne kadar olacak?
A) Bir kat / oda onun olacak, el üstünde tutulacak, evin bebeği olacak.
B) Salonun bir bölümünde / benim odamda yaşar.
C) Balkonda, bahçede bir kafeste yaşar.
D) Tıkarım küçük bir kafese gider. Olmadı bahçeye salarım, yaşarsa yaşar..


7) Neden tavşan beslemek istiyorsunuz?
A) Tavşanları çok seviyorum, dostum olmasını istiyorum.
B)  Hep tavşanım olsun istedim, cesaret edemedim, tavşanları seviyorum.
C) Evdeki hayvanlardan sıkıldım, çocuklar da oynar hem, mıncıklarlar.
D) Her yavrulayışta 10 yavru alsak köşeyiz oğlum, bi kafese tıkıp beslerim, tutturabildiğime satarım.


TESTİMİZ BİTTİ :) CEVAPLARA BAKALIM ;


A'lar çok ise: İşte gerçek bir hayvansever. Mutlaka tavşan beslemelisiniz. Şartlar size çok uygun.

B'ler çok ise: İyi bir tavşan dostu olabilirsiniz. Biraz daha şartlarınızı ve bilginizi iyileştirebilirsiniz.

C'ler çok ise: Tavşan beslemeye uygun değilsiniz.

D'ler çok ise: Çek ellerini tavşanların üstünden!

16 Şubat 2013 Cumartesi

DÜNYADAKİ CEHENNEM

     
    

     Çin'in kedi, köpek, rakunları öldürüp kürklerini ve derisini giyim, hediye, peluş oyuncak sanayiinde kullanması (Büyük kısmını Rusya'ya satıyor) ve etini yemesi, tavşanların zevk için topuklu ayakkabılarla ezilmesi

      İlaç deneylerinde tavşan, maymun, kedi, köpek v.b. hayvanların eziyete maruz kalarak kullanılması

     ABD ve Kanada'nın kozmetik sanayiinde evcil hayvanları denek olarak kullanması

     Kanada'nın fok katliamı

     Danimarka'nın zevk için yunus katliamı

     Japonya'nın balina katliamı

     İspanya'nın boğa yarışları adı altında boğa katliamı

     Avrupa ve ABD'de büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarla tavukların canlı canlı makinelere atılıp parçalanması, bazı tavukların gaz odalarında boğdurulması

    Afrika'da kaçak hayvan avı, yavru timsah ve yılanların can çekişerek canlı canlı, çığlık çığlığa derilerinin soyulup çanta, ayakkabı, kemer yapılması

     Su parklarında, sirklerde işkencelerle eğitilen hayvanlara şov yaptırılması

     Avrupa ve ABD'de sokaklarda hiç kedi ve köpek yoktur çünkü bu zavallı hayvanlar sokaklarda yakalanıp barınaklara götürülür ve orada bir hafta içinde sahip bulmazsalar öldürülürler.

    Türkiye'de tavuk firmalarının erkek civcivleri presleyerek anında öldürüp çöpe atması, tehlikeli ırk köpeklerin, horozların dövüştürülmesi, deve ve benzeri büyükbaşların güreştirilmesi, satanizm saçmalığı adı altında kedi kesilmesi, yunus ve caretta carettaların gözlerinin oyularak öldürülmesi, belediyelerin ve benzer cahillerin kedi,köpek, güvercinleri zehirleyerek öldürmesi, barınaklarda aç terketmesi, ormana bırakması, yazlıkçıların kurbağaları zehirlemesi, kör bıçaklarla acı çektirerek kurbanlık hayvanların kesimi, kürk yapımı için Chincilla, tavşan, tilki, vizon ve benzeri hayvanların canlı canlı kaynar suya atılıp öldürmesi, avcılık adı altında yapılan katliamlar...



      SİZ İSTEDİĞİNİZ KADAR ONLARI ÖLDÜRÜN, ZEHİRLEYİN..
      SİZ ONLARI ZEHİRLEYİN AMA SİZİN KALBİNİZİ, BEYNİNİZİ ZEHİRLEYEN İSE ŞEYTANDIR.
      ÖBÜR DÜNYADA O HAYVANLAR SİZİ İZLERKEN, SİZ ONLARA YAPTIKLARINIZIN BİN KATINI ZATEN YAŞAYACAKSINIZ UNUTMAYIN, SİZİ O HALDE İZLERKEN ASIL BİZ ONLARLA EĞLENECEĞİZ :))


"İNSANLIK ÖLDÜ, HAYVANLARI YAŞATALIM!"


    





13 Şubat 2013 Çarşamba

KADINLAR KADAR ERKEKLER DE SUÇLU!



         Yarın 14 Şubat Sevgililer Günü.. Birçok erkek eşine, sevgilisine hediye alacaktır veya almıştır.  Bunu biliyor muydunuz; "En çok kürk satışı yapılan gün 14 Şubat imiş." Ne kadar vahim bir durum. Erkekler, kadınları mutlu edeyim derken diğer canlıların hayatlarıyla oynuyorlar farkında değiller. Buradan erkeklere diyorum ki; Eşiniz/sevgiliniz belki bir kürkü çok beğendi, almanız için size sinyal yaktı, lütfen ona böyle bir hediye almayın. İlla gözüne gireceksiniz diye masum canlıların kanına girmeyin. Hem belki alacağınız kişi kürk sevmiyor. Sevdiği başka birşey alın. Hatta sevgilinizi bir barınağa götürüp sıcak bir yuva bekleyen kedi, köpek..evlat edinin. Böylece onun gözünde inanılmaz büyük bir yere geleceğinize eminim. Lütfen bir kereliğine bunu yapın..



    Ne mutlu bir manzara değil mi?  :)




Ünlü, başarılı oyuncu Binnur Kaya ve barınaktan evlat edindiği terrier cinsi köpeği

Binnur Kaya'dan alkışlanacak hareket

Binnur Kaya barınaktan terrier cinsi bir köpeği evlat edinerek örnek bir davranışta bulundu.

29 Aralık 2012 16:44

        Fatih Belediyesi Yedikule Hayvan Barınağı'nda korumaya alınan tecavüze uğramış bir kediyi görmeye giden Binnur Kaya'nın ani ziyareti herkesi duygulandırdı. Barınağın gönüllü yöneticisi Meral Olcay'dan bilgi alan Binnur Kaya, tüm sahipsiz kedi ve köpeklerle tek tek ilgilendi. Oldukça duygusal anların yaşandığı bu günün sürprizi ise, ünlü oyuncunun, barınağın en yaşlılarından olan ve yuva bulmasının artık mümkün olmadığı düşünülen Kargöz adlı köpeği sahiplenmesi oldu.               
                              mynet.com